Yusuf Ziya Cömert


Ağlayan askerler


Dersim´i daha iyi, daha doğrudan anlamak için Zazaca öğrenmek isterdim.

Duaların, türkülerin, öykülerin anlamına daha çok yaklaşabilmek için.

Niye Zazaca dedim ki?

Okuduğum Dersim öykülerinde daha çok Zazaca gördüm, ondandır.

Fakat Türkçe´yle de anlayabilirsin Dersim´i.

Aranızda bir idrak engeli yoksa, dili aşarsın.

Ne kadar?

Vicdanın kadar, insaniyetin kadar.

Ama asla bir Dersimli kadar değil.

?Nerelisin?? diye sorduğun zaman ?Tunceliliyim? derlerdi.

Biz ne bilelim, çocuğuz, orası Dersim´dir, ama diyemiyor.

Dersim´i de anlamayız ki? Hiçbir yerde ?Dersim´ yazmıyor.

?Katliam´ da yazmıyor.

(Evde bir TBMM albümü vardı. Orada birkaç isim, birkaç resim gördüm, altında ?Dersim Mebusu´ yazan. Ne zamandı? 70´lerin başları. Hepsi o kadar.)

Dersim´i yazmaya ilk cesaret edenlerden biri Necip Fazıl Kısakürek´tir.

Çok açık, çok çarpıcı bir şekilde.

İtham ederek, hatta mahkum ederek.

Bazı mutaassıp solcular Dersim kıyımını Necip Fazıl´ın yazmış olmasına burun kıvırmak için gerekçe aramış olabilirler. Arasınlar. Şu anda bunun münakaşasını yapmak niyetinde değilim.

Dökülen onca kanın, katledilen onca canın ortasına dikilip ?mahalle´ kavgası yapmak çirkin.

Dersimliler´in yüzünde, koyu, sert, derin ama elle tutulamayan bir hüzün çizgisi görür müsünüz?

Sanki acı, içlerinde çimento gibi donmuş.

Dersim´den haberdar olduğum için mi bana görünüyor yüzlerindeki o çizgi?

Acını gösteremiyorsun.

Yüzünü buruşturamıyorsun.

Annenin, babanın, amcanın, kardeşinin öldürülüşünü, bir mağarada yakılışını, kurşuna dizilişini, nehirde boğuluşunu, tayyareden atılan bombalarla yakılışını, süngülenişini, kafasının taşla ezilişini hatırlamaman gerekiyor.

Olmamış gibi yaşaman.

Olmuş gibi yaşarsan yaşamayı taşıyamazsın.

İnsan, ne kadar kötü olabilir?

İnsanın bu derece kötü olabilmesini izah edebilecek bir ilim, bir felsefe var mıdır?

Varsa da bilmek istemiyorum.

Kötülüğün bu derecesinin ?izah edilemez´ olmasını tercih ederim.

İzah etmeyi başarabilirseniz, bir gün gerekçelendirmeyi de başarırsınız.

Murathan Mungan´ın hazırladığı ?Bir Dersim Hikayesi?nde ?yaşamamış gibi yaşama´nın ne olduğunu biraz daha yakından gördüm. (Metis.)

Böyle bir kitaba ?öykü´ kitabı muamelesi yapamam.

?Öykü´yü hafifsemiyorum, hayır.

Ama ilave bir şey var. ?Öykü´yü aşan bir şey.

En yıkıcısı da asker süngüsüyle veya kurşunuyla öldürülmüş annesini emmeye devam eden bebek.

Öyle ağır.

Kitabı ortadan açtım, Hatice Meryem´in ?Beyaz Kartal´ öyküsünü gördüm.

Ayakta okudum.

?Sabiha´ demeden Sabiha´yı anlatmış.

Mesafeli. ?Trajedi´nin içine girip kurcalamıyor.

Fakat çok çarpıcı. ?Görüyorum´ diyen bir öykü.

Sonra, havaalanında temizlik işlerine bakan Sabiha´nın hikayesi. (Karin Karakaşlı.)

?Bugün epeyi mesai var temizlikte. Genel kontrol yapacaklar? diyesim tuttu. Çay bardağından başını kaldırdı Eyşa. Yirmi üç yıllık kızım değil de, bir yabancının gözleri sanki karşımda. Buz tutmuş gözleri. Bana öyle baktığını hatırlamam. ?Onun akıttığı kanı bir ömür boyu temizlesen bitmez? dedi.

Bir Dersim Hikayesi´yle eşzamanlı olarak İlhami Algör´ün hazırladığı ?Dersim 38 Tanıklıkları?nı da okudum. (İletişim.)

Kitabın adı ?Ma Sekerdo Kardaş?´ (Türkçesi ?N´etmişiz Kardaş??)

Hatıraların, öykülerin arasında insani tek bir şey gördüm. O da ne kadar insani?

?Zerre miktarı´ denir ya. O kadar.

Katledilmesi kuvvetle muhtemel birilerine ?kaçın gidin? diyen, saklanacak, kaçacak yer tarif eden askerler.

Veya insanlar katledilirken ağlayan askerler.

(Ağlayan askerlerin ruh halini anlatabilecek kelime bulabilir miyiz? Ben anlatmaya teşebbüs bile edemem.)

Orası, insanlığın ?sıfır´ noktası olmalı.

Aşağısı insanlık değil çünkü.

(Gündem dışı, farkındayım. İki hafta önceki Pazar günü için yazmıştım, belki, öykülerle ilgili Pazar yazılarına başlangıç olur diye. Baktım, Pazar gününe hiç uygun değil. Bugün inşallah mazur görülür.)

 



YAZARLAR