Yusuf Ziya Cömert


ABD’yle ‘ilişki durumu’muz

ABD’yle ‘ilişki durumu’muz


Biden Erdoğan’la görüşür mü görüşmez mi?

Bu sorunun sorulmasına sebep olan ortamlar bazen oluşuyor. Mesela BM zirvesinde görüşmek mümkün olmamıştı. Durum ‘hayra alamet değil’di.

Roma’daki G-20’de görüşürler miydi? Kimse emin değil. Roma’da olmazsa belki Glasgow’taki iklim toplantısında görüşürler.

Hariciyede bir tedirginlik. ABD Başkanı bizi istiskal mi ediyor?

O tedirginlik muhalif muhitlere hafif bir tebessüm olarak yansıyor.

ABD Başkanı tarafından muhatap alınmak ya da alınmamak iktidarın da muhalefetin de çok önemsediği bir meseleye dönüşüyor.

Normal dönüşmesi.

ABD’yle ilişkiler senin için değerliyse, birçok platformda ABD’yle birlikte çalışmak durumundaysan muhatap alınmak istersin.

Yine de fazla tedirgin olmaya veya tebessümde mübalağalı etmeye gerek yok.

ABD Başkanı Türkiye’yle, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’yla görüşür.

Türkiye’nin haritadaki yerine baktığın zaman bunu anlarsın.

Bir tarafta Rusya, bir tarafta İran, güneyde Suriye… Akdeniz, Karadeniz, Ege…

Tamam raconu Türkiye kesmeyebilir. Ama işte Türkiye bütün bunların ortasında ve buralarda bir şey yapmak istiyorsan Türkiye’yle yolun kesişir.

Görüşme çok tatlı geçmez belki. Ama görüşürsün.

Roma’da 20 dakikalık bir görüşme ayarlanmış.

20 dakika çok az! Neyi görüşürsün 20 dakikada? Zaten 10 dakikasını tercümanlar kullanacak?

Neyse, 70 dakika görüştüler.

70 dakika çok uzun değil. Ama çok kısa da değil. Tatminkar.

Konu başlıklarına değinebilirsin. Diplomatik bir dille, endişelerini, kaygılarını, ümitlerini, temennilerini dile getirirsin.

Ne olmasını istersiniz bu görüşmede?

Türkiye Biden’ı kuvvetli bir şekilde uyarsın. “YPG’ye verdiğin desteği çek” desin. “Bu nasıl müttefiklik” desin.

“S 400’ü alırım, bana lazım, eğer sen Patriot verirsen onu da alırım” desin.

“F 35’imizi ver… Vermiyorsan paramızı ver” desin.

Hayır. Böyle bir lisan kullanılmaz.

Trump bazen kullanırdı. Fakat geçti o devir.

“Ey Biden, seçimden önce niye Türkiye’de muhalefeti destekleyeceğiz dedin?” Diye sorulur mu?

Sorsan sorulur da sormazsın. Münasip düşmez.

ABD açısından bakarsak, Türkiye’ye “Akdeniz’den, Suriye’den çekil” de diyemezsin. Veya “S 400’ü kaldır at.”

Anlık, aklınıza ilk gelen, yüreğinizi soğutacak ifadeler değil, diplomatların üzerinde çalıştığı kontrollü ifadeler tercih edilir.

İnsan hakları konularına değinirsin. Belki Osman Kavala’nın ismini anarak, belki anmayarak.

İklim tatlı bir konu. İki taraf da mutabık. Onu konuşursun.

Halkbank davası?

Dursun kenarda. Girmek istemezsin.

Kara para takibi?

O da dursun.

İki ülke de önemli. Hem önemli hem müttefik.

Bunun altını çizersiniz.

Ticaret hacmimizin artmasını temenni edersiniz.

Herhangi bir önemli sorun çözülür mü?

Suriye ve YPG, S 400, Halkbank, Caatsa yaptırımları?

Müttefiklik ilişkilerimiz eski seviyesine döner mi?

Bunlar iki taraf açısından da ciddi bir çalışma ve alışma süreci gerektiren meseleler.

Türkiye S 400’leri böyle bir görüşmeyle çöpe atamaz. Öte tarafta Rusya var. Beri tarafta da Suriye, Idlib.

ABD YPG’den bugünden yarına vaz geçemez.

Türkiye de YPG’yi kabul edemez.

İki tarafın da gözettiği, anladığım kadarıyla mevcut sorunların daha büyük sorunlara dönüşmeden, büyük bir krize yol açmadan, şimdiki hallerini muhafaza ederek yaşamasını sağlamak.

Başlarına büyük bir gaile açmak istemiyorlar.

Sorunları güvenli bir şekilde idame ettirmek şu anda kolaylarına geliyor.

Toplantının sonunda yapılan açıklamada yer alan “Tarafların iki ülke ilişkilerini geliştirmek ve güçlendirmek için ortak mekanizma kurulması konusunda mutabık kaldıkları” ifadesi buna işaret ediyor.

Beyaz Saray’ın açıklaması bu noktaya daha doğrudan işaret ediyor.

“Biden fikir ayrılıklarını etkin bir şekilde yönetme arzusunun altını çizdi.”

‘Çözmek’ değil. Bir kazaya belaya yol açmadan ‘yönetmek.’

ABD’yle ilişki durumumuz bu.

 Karar Gazetesi 01 Kasım 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR