Zekai Özdemir


              HUZUR’DA İSTANBUL İNSANININ SOSYOLOJİK MİTLERİ

              HUZUR’DA İSTANBUL İNSANININ SOSYOLOJİK MİTLERİ


 

   Mümtaz için savaş, deri kanserinin bıçakla kazınması gibi olmasına rağmen aslında savaş, vücutta bir yer kaşınınca insan önce acı duyar ve sonra orayı tırnaklarıyla kaşır ve kaşınmanın acısı biter ama tırnaklar bir kaç canlı hücreyi  nasıl öldürse savaşta aynı şekilde bir kaç bin insanın ölümüne neden olur ama huzuruda getiren bir toplumsal eylemdir.

                 Arkadaşları dünya savaşlarını konuşsada Mümtaz, iç âleminde Nuran’la savaşıyordu ve Nuran’la yaşamayı hayal ettiği iç âlem huzurunu savaşla elde edeceğini düşünüyordur. Hatta bu kavga yüzünden gönlünde bir kaç canlı hücre ölsede iç âlemi huzura kavuşacağını ümit ediyordur. Mümtaz’ın  toplumsal savaş-huzur yorumu ferdin kavga-iç âlem yorumundan hiçte farklı değildir.Ferdin kendisinin kavga-iç âlem rahatlığı nasıl feragatle sağlanıyorsa savaş ve barışta toplumların küresel feragatleriyle olacağını Mümtaz üstüne basa basa vurguluyor.

                  Ve otuz dokuz derecede hasta İhsan, ölüme doğru giden bir zamanın değişimini sanki yaşıyor. Hasta İhsan’mı, insan mı, kültür mü bilinmez ama her üçününde ölümü toplumun ölümü olduğu bilinen bir gerçektir.Mümtaz, bu üç değerin ince bir sızıntıda olsa kan kayıp ettiğini gördüğü için, son bölüme münevverin ölümü âlemin ölümüdür mucibince, İhsan’ı koymuş.Kısaca Mevlevi aynini, Ferahfezanın son selamı ve romanın son bölüm;İhsan ve Mümtaz.

                  Ölene doktor getirmek adetten (s.378) olduğu için ölen kültüre de bir danışman gerekmez mi? Romanın yazıldığı dönemde ki kültür danışmanlarının sayısı çok olabilir ama Yahya-Tanpınar-Topçu bu sayının önünde yürümektedir.

Mümtaz aynaya ve İhsan’ın ayakkabısı ve şemsiyesine bakarken  dünyada etrafında ki şeylere ne kadar sahip olmadığı görür.(s.380)Mümtaz birden sanki İhsan oldu ve bu eşyaları hatırlatanın sadece insan hafızası dedi ve devam etti, hakiki tasarruf yalnız insanla ve insanda dedi.İnsan zekası, insan kalbi, insan ruhu çekilince geriye hiç bir şey kalmıyor.(s.380) Eşyaya değer kazandırmak için ben gerekliyim hatta en son insan bile gerekli diyerek yukarda söylenen “insan”ın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor.Tanpınar burada eşyayı sahibiyle sadece bütünleştirmiyor, eşyayı insanileştiriyor. Bu yaklaşım tartışılacak çok önemli bir yaklaşımdır. Eşya nasıl insanileşir, işte soru bu?Ölüm hakikati acaba bu sorunun cevabı mı? Bu bölümde ki tartışmanın maddi yüzü bu, manevi derinliği ise kültürün ölümü.Yani, İhsan’ın.

                    Mümtaz doktor aramaya çıkar. Her hastaya doktor aranır ama münevverliğin besini kültür hastalanırsa doktor nerede ve nasıl aranır? Bütün bunları bilmesine rağmen Mümtaz yinede doktor arar.Ararken de hem belediye işçileriyle hem gökyüzünün rengiyle hem Rembrand’ın tablolarıyla ve hemde İstanbul’un sokak ve semtleriyle, Nuran yanındaymış gibi konuşur.Mümtaz bir bayram sabahını içinde taşır gibi yürüyor.Her cümlesine “aramak ve ararken hissettiği duyguları, acı ve ümitleri” işleyen Mümtaz, aslında doktor aramıyordu, İhsan’ı, kendini, Emin Dedeyi ve Suat’ı arıyordu.

                   Sonunda bir askeri doktor kurtarıcı olarak tavsiye edilir. Tanpınar romanın son bölümüne subay karekterini koyması son derece manidadır.Çünkü askerler mi hasta İhsan veya toplumun kurtarıcısı, yoksa ihtilaller mi toplumun doktoru? Muamma!Fakat doktor subayın Suat’ın ölmeden önce dinlediği viyolen konçertosunu dinlemesi, askerlerinde toplumu, ihtilallerinde toplumu intihara sürükleyeceği mesajını mı veriyor, bilinmiyor.Hangi ölüyü çağırıyor, hangi zamanı diriltiyordu, (s.384) cümlesi bu belirsizliğin açık net delilidir.

                  Rüyasında güneşi asarken Suat’ı astığını anlar. Yani batıyı, güneşi, kurtarıcı görenler aslında kendilerini asarlar dercesine anadolu insanı ve toplumuna ince fakat anlamlı bir mesaj mı vermek istiyor; İşte bir bilinmezlik daha! Doktor, garp-şark iki çehreli adamdan biri mağribe (batı) diğeri maşrığadan (doğu) bahis eder.(s.389) Bu şu demektir;iki başla değil, tek başla düşünmek, iki türlü düşünmek. Askeri doktor İhsan’ı tedavi etmeden Mümtaz’ı tedavi etmeyi düşünüyor gibi konuşuyor.Son ümit;iç harp, iç barış.Bu ise bir medeniyet krizini yenme harbi. İhsan gibi konuşan biridaha gelmiştir.Son bölümde ölen medeniyeti kurtaracak doktorun “iç harbi”  önermesi.Askeri doktor başka harpleri tanımlasada sosyolog Tanpınar satır aralarına iç huzur harbini koymuştur.Doktorun müdahale disiplini düşüncesi ve vaziyetin ( hastalığın) bir yere yerleşmesini (s.392)Mümtaz’ı kadercilik ve tabiatçılık arasında ikileme düşürmesine rağmen doktoru dinlenmeye devam eder. Stalin, patanoyak Hitler ve peygamber çehreli Lenin, nihayet Makyavel dünyayı cennet yapmak için savaştılar. Meşaleyi tutan elin ocağa yaklaşması gibi sonuç, hüsran.Biri, rolümü Allah ezberletti diyor diğeri tarihi determinizmin içinde geliyorum diyor. İki baş iki çehre. Ve “Huzur” arıyanlar.

                    Doktorun sosyal antropol gibi konuşması Mümtaz’ı şaşırtmaya devam ediyor;uçurumu görürseniz ölüm simsiyah diliyle konuşur( s.394) derken çok önemli bir tespit yapıyor. Sevdiğinize kırılırsanız ayrılmanız, eski halınızı satmaya karar verirseniz, satmanız, kendinizle içsel kavgaya girerseniz intiharınız, toplumla çatışırsanız ihtilal, devletlere darılırsanız savaş yani ölüm kaçınılmaz olur. Doktoru aşan cümlelerdi bunlardır.

                    Mümtaz ya hep ya hiç derken ya sev ya terk cümlesi gibi siyah ölüme düşmüş demektir.Esas olan her şeyden biraz (s.396) ki bu toplumsal iç huzurun temelidir.Doktor sadist liderleri, ifrata düşmüş liderleri anlatırken Stalin, Hitler ve Lenin’i insanın aklına getiriyor. İnsanlık mistiği, ırk mistiği, ıstırap mistiği ve insanın tanrılaşmağa alışması, işte bu toplum liderlerinin mistik düşüncesidir ki en korkuncu budur. Halbuki mistikler misyon sahibidir ve küçük çocuk gibi bir gülüşleri vardır.(s.397) Fakat evlerinde kalan define arayıcısı duvarlarla konuşan cezbeli delilerin her zaman insanlığa ve topluma zararları olmuştur. Doktor, insanlığın ortak arzusu burada özetleniyor;kuvvet değil, insanoğluna sağlık ver yarabbi, ama tanrılar gibi ölümsüzlük istemiyoruz biz sadece insanca yaşamak istiyoruz.Yani aldatmadan, aldanmadan ve gölgelere tapmadan yaşamak.(s.398)Doktor hem kendi uçuyor hem askerde böyle fikirler duyan Mümtaz’ı uçuruyor.Ve nihayet önlerine çıkan bir bektaşi ile ikisininde ayakları yere değer. Bektaşı Şeyh Galib’in şiirinden ("hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen ") bir beyit okurken, insanlık için sevgiden daha çok insan ve insanlığa hürmetin gerekliliğini vurgular.Roman insanı ölüm gerçeğine yürütürken evrensel insanlık fikrine ulaşmaktadır.Hatta ölüm evrenselliğini hatırlatyor.Tıpkı kendine ve topluma hürmetli olmak gibi.