Ö. Emir Doğan


  GARBÎ TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ  

  GARBÎ TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ  


Türk tarihi mevzu bahis olduğunda, on altı devlet kurduğumuzdan da sıklıkla bahsedilir. Kimilerine göre büyük bir övünç olan bu durum bazen de teessürle yâd edilir. Yani niçin bu kadar çok devlet kurmak zorunda kaldığımız, başka bir ifadeyle kurduğumuz devletleri neden binlerce yıl yaşatamadığımız hususu teessürün esbab-ı mucibidir. Milattan önce kurulan Büyük Hun İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar olan, çok bilinen devletlerden başka bir de çok kısa ömürlü olan çok da bilinmeyen devletlerimiz vardır. İşte onlardan biri, daha bir asır önce Balkanlarda kurulan Batı Trakya Türk Devleti’dir.  

  

Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmadan önce kurulan bu Türk devleti, nüfusunun yüzde 85-90'ını Türkler ’in meydana getirdiği Batı Trakya Türk devleti olmuştu. S:97 (1)

             Ekim 1912'de Balkan Harbi çıkmış, Osmanlı Devleti yaptığı büyük hatalar sonucu yenilmiş ve Balkanlar 15 gün gibi kısa bir zaman içinde elinden çıkmış, 30 Mayıs 1913’de imzalanan Londra Antlaşması ile Arnavutluk bağımsızlığına kavuşmuş, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan arasında paylaşılmış,  Batı Trakya ve Doğu Trakya’da Midye-Enez Hattı’na kadar olan alan ise, Bulgaristan'a bırakılmıştı. Bu durumda Kırklareli ve Tekirdağ'ın bir kısmı ile Edirne'nin tamamı Bulgaristan'a verilmiş oluyordu. Nüfusunun %90'a yakını Türk olan Batı ve Doğu Trakya'nın Bulgaristan'a bırakılması Türklere ağır gelmiş özellikle Osmanlı'ya başkentlik yapmış “Edirne'nin kurtarılması” etrafında oluşan cereyan kendisini göstermişti.  S:98 (2)

              Londra Antlaşması’yla paylarına düşen topraklardan memnun olmayan Balkan İttifakı Devletleri, bu sefer de kendi aralarında savaşa başlamışlar, 1913 yazında II. Balkan Harbi çıkmıştı. Bu durum Doğu ve Batı Trakya'nın kurtarılmasını kolaylaştırdı. Çünkü Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan ile savaşa tutuştuğu için buralardaki ordularını çekmişti.

             Fırsattan istifade ile Osmanlı ordusunun ileri harekâtı Enver ve Ali Fethi (Okyar) Beyler’in komutasında yapıldı. Osmanlı birliklerini, asker ve sivillerden ibaret gönüllüler oluşturuyor, hükümet, Londra Antlaşması’nı bozmamak hesaplarıyla, harekâtta yokmuş gibi görünüyordu. Tepki gelirse hükümet, “olup bitenler bizim dışımızdadır, gönüllüler harekâtıdır” deyip işin içinden çıkacaktı. Harekâta katılan subaylar da “işi bizim üzerimize atın”    demişlerdi.

            Ali Fethi Bey, Kırklareli üzerine yürürken, Enver Bey Edirne üzerine yürümüş, hafif piyade çatışmaları dışında ciddi bir direnişle karşılaşılmamış, hatta bir iddiaya göre hiç direniş olmaksızın Osmanlı kuvvetleri 21 Temmuz 1913'te Edirne'ye girmişlerdi. Tarihi kent, ciddi denilebilecek    bir mukavemete uğramadan geri alındı. S:99 (3) 
 

  

Edirne kurtulmuş, Osmanlı birlikleri şehre yerleşmişti. Fakat Batı Trakya'dan acı haberler geliyordu. Müslüman Türkler üzerindeki Bulgar baskısı ve zulmü iyice artmıştı… Türkler’in Bulgarlar tarafından tanassur ettirilmiş olduğu görüldü. Üç Yüz Bin Türk, vaftiz edilip adları değiştirip Hıristiyan edilmişti. Bulgarlar, bu alçakça hareketlerinde o kadar ileri gitmişlerdi ki zorla Hıristiyan ettikleri bu Türkler ‘in köylerinin meydanlarına bulup buluşturup çanlar bile koydurmuşlardı. S:100 (4)  

  

            Celal Bayar, Bulgar vahşetlerinden birini şöyle anlatır: “Türk akıncı müfrezelerinin geldikleri köyde kimse yoktu. Nasılsa canını kurtarabilmiş perişan ihtiyar bir Türk karşılarına çıktı.  Başlarına geleni anlattı. Gelenleri vakıa yerine götürdü.  Manzara feci idi. Üst üste atılmış, çürümeye başlamış bir yığın kadınlı erkekli insan cesetlerini gösterdi. Öldürülenlerin sayısı dört yüzün üzerinde idi. S:101 (5)  

  

Durum dayanılacak gibi değildi. Süleyman Askeri’nin komutasında ordudan ayrılan gönüllülerden birlikler sevk edildi. 15 Ağustos'ta taarruza geçen milli kuvvetler, kısa bir zamanda Ortaköy, Papasköy, Paşmaklı, Yenice, Habipçe, Harmanlı, Kırcaali, Mestanlı, Cumalibala, Darıdere ile Nevlrokopi‘u ele geçirmiş ve karşılarına çıkan Bulgar bölük, tabur ve tümenlerini bir bir imha cihetine gitmişlerdi. S:101 (6)  

  

İttihat ve Terakki’nin en güçlü isimlerinden Yarbay Enver Bey’in, Bâb-ı Âli’nin verdiği garantilerin aksine Bulgaristan topraklarına 3000 kişilik bir müfreze göndermesi ise hemen tepki çekti. Ama Yarbay Enver Bey vazgeçmedi. Süleyman Askeri Bey, Reşid Bey, Sapancalı Hakkı, Yakup Cemil ve Fehmi Beyler gibi yakın arkadaşlarından 16 subay ve 100 deneyimli askerden oluşan bir birlik oluşturarak Edirne üzerinden gizlice Ortaköy’e gönderdi. Bu birliğin liderliğini Kuşçubaşı Eşref yapıyordu. Bunlar bölgedeki Bulgar çetelerini bertaraf ettikten sonra 600 kişilik bir tabur meydana getirdiler. S:74 (7)  

31 Ağustos'ta Gümülcine, 1 Eylül'de İskeçe ve çevresi, 2 Ekim'de ise Yunanlılardan Dedeağaç istirdat edilmiştir.  31 Ağustos'ta Gümülcine’ye giren milli kuvvetler, Dersiam Salih Efendi'nin başkanlığı altında ‘Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.  S:101 (8)  

  

12 Eylül 1913 günü Gümülcine’den büyük devletlerin elçiliklerine gönderilen bildiride “ALLAH’ımıza dayanarak ve benliğimize güvenerek bu günden itibaren İslâm’ı, Hırıstiyan’ı, Türk’ü, Bulgar’ı aynı hukuka malik olmak şartıyla Gârbî Trakya Hükümet-i Müstakilesini ilân ediyoruz” deniliyordu. Balkan ateşi yeni bir Türk devletinin doğuşu ile karşı karşıyaydı. S:73 (9)  

Büyük Devletler, Osmanlıların bu ilerleyişine ses çıkarmamanın bedeli olarak Meriç Irmağı’nın öte yakasına geçilmemesini telkin ediyorlardı. Bâb-ı Âli de buna uymak niyetindeydi. S:73 (10)  

Es-selam  

D E V A M  E D E C E K  

 



YAZARLAR