1940´lı Yıllarda Sivas´ın Seyyar Satıcıları
Tarih: 15.7.2016 11:17:48 / 774okunma / 0yorum
Muzaffer Gücer

 

Gumbaralar!

Gumbaralarrrr, gumbaralaaar!

Geçmez oldu, on paralar!

Delikli yüz paralar!

Emmiler, gumbara alın, çocuğunuzu sevindirin.

Meydan Camiinin , Atatürk Caddesine bakan penceresinin önünde, kaldırımın kenarı ile duvar arasında bir düzlük vardı. Burada yaşlı bir vatandaş, önündeki kantarda 10 kuruşa insanları tartar, boylarını ölçer, ara sıra dikkat çekmek için ´´ dartıyor, ölçüyor´´ derdi. Yere yaydığı bir örtü üstüne serdiği Hz. Ali´nin Hayber Kalesi, Kan Kalesi, gibi cenk kitapları yanısıra, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Aşık Garip, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin gibi kitapları satardı. Akşama doğru bu sergiyi toplayıp gidince, daha ziyade hafta sonları buraya gumbaracı gelir, alçıdan yapılmış, tavuk, horoz, kedi, köpek, tavşan gibi gözleri, kaşları, kirpikleri siyah dudakları, ibikleri kırmızı boyalı kumbaralar satar ve yazının başındaki gibi bağırırdı. Ayda- yılda bir babalar bu kumbaralardan alıp, akşam eve döndüklerinde çocuklarını sevindirirlerdi. İlk iş olarak kumbaraların sırtlarında bulunan yarıktan, birkaç kuruş bozuk para atarlardı. Biraz sonra, kumbara çocuğun elinden alınır, ya pencere içine ya da duvardaki rafa, tereğe konurdu. Ara sıra keyifli olunca para atılırdı. Çocuklar, sokağa bakan pencere varsa onun içine oturur, arkadaşlarına gösteriş yaparlardı. Bir de İstanbul´dan gelen, tenekeden yapılma renkli kumbaralar vardı. Nedense bunlara ´´Galle ´´ denirdi. Bunların kırılma korkusu olmadığı için evcilik oynarken sokağa çıkarılırdı.

Çoğu zaman, gumbara dolunca, bir şeye kızan baba, çocuğun şıngırdatıp durduğu gumbarayı yere çalıp kırar, paraları da kendi alırdı. Sabahleyin anne ve çocuklar para arar dururlardı. Şansa artık!!! galleler bıçakla veya makasla kesilir akıbet yine aynı olurdu. Gumbara çocuğun, amma biriken para babanın olurdu.

´´ Kağıtsız tütün var, cigara kağıdı alırım.´´ Arapoğlu ´da çarşıyı böyle bağırarak dolanırdı. O zamanlar Tekelde,  Malatya ve Samsun adlı, içinde sigara kağıdı olan pakette tütün satılırdı. Bazı tiryakiler 2-3 pakette bir bu kağıttan arttırır ve Arapoğlu ´na satarlar o da topladığı sigara kağıtlarını kaçak tütün içenlere satardı. Kağıtsız tütünü de, ucuz olduğu için bazı kağıt artıranlar ile gazete kağıdına tütün sarıp, içenler alıyor derlerdi.

´´Soğan acı, biber acı ne halt etsin kebapçı Hacı”

Orta boylu, kırmızı yüzlü kebapçı Hacı´ da Meydan Camii ve Tahıl Pazarı civarında seslenerek köfte, ekmek satardı.

Ramazanda, şimdiki adı sebze pazarı olan o zaman ki adı ´´ Garipler Mezarlığı” olan çarşının girişinde horoz şekeri satılırdı. Haftada bir bu şekerlerden satın alınırdı.

Arefeden bir gün önce bu sefer horoz şekerinin yerini ´´ Memmecim Gliği´´ satanlar alırdı. Susamsız, serçe parmak kalınlığında 5-6 cm çapındaki bu halkalardan 50- 100 adetlik destelerden ,bir, iki adet alınırdı. Arefe günü çocuklar, ev ev dolaşarak maniler eşliğinde şeker, sakız, memmecim gliği toplarlardı. Toplanan memmecimler ellerine aldıkları oklava veya benzer çubuklara geçirilirdi.

Sakızcılar

Bir, iki kişi ellerinde gezdirdikleri küçük camekanların içinde bulunan bugünkü 50 kuruş büyüklüğünde 2-3 mm kalınlığında hafif sarımsı beyaz ( Çiğnem ) adı verilen Malatya Kenger Sakızını tanesi 5 kuruşa satmak için dolaşır dururlardı. Amma bu sakız zamanımızın fabrikasyon sakızları gibi ağıza atılınca hemen çiğnenmezdi. Her ne kadar ıslak olarak alınsa bile, en az bir ,iki gün suda bekletilirdi. Önceleri günde bir-iki saat çiğnenir, çene yorulunca tekrar suya konulur ve çenenin kuvvetine göre ancak yumuşatılıp çiğnenecek hale gelirdi. Yemek zamanı veya evin erkeği gelmeden önce ağızdan çıkarılır, temiz bir bez veya tülbent arasında saklanırdı. Çünkü erkekler, kadının sakızı çiğnemesini görmek, sesini duymak istemezlerdi.

Höllükçüler

Bazıları, eşek sırtındaki çuvallarda, biraz zenginleri eşek arabasında, kumdan  iri, çakıldan küçük kil satarlardı ve buna Höllük denirdi. Bu höllük, akşam çocuğun yatacağı zaman, el yakmayacak kadar ısıtılırdı. Çocuklar  göbekten aşağısını kaplayacak şekilde, höllükle sarılır, kundaklanırdı. Kundaklanan çocuk beşiğe veya salıncağa yatırılırdı. Sabahleyin kundak açılır, kirlenen kısım atılır, kalan kısım yine kullanılırdı. Bu işleme ´´ Kundağa Beleme´´ denilirdi.

Yaramazlık yapan çocuklara,´´ anası kundağa belememiş, gıçı höllük görmemiş ne olacak! ´´ denirdi. Fakir aileler, höllükle bulaşıklarını yıkarlardı.

Bir de Beyaz Kum satılırdı. Rengi sarımsı olmasına rağmen, beyaz kum denilirdi. Bu çok ince kumla kapı, pencere, kap, kaşık kumlanır, yıkanırdı. Beyaz kum, höllüğe göre biraz pahalı olduğu için herkes alamazdı. Bileği kuvvetli kadınlar veya kızlar kaplar ışıl, ışıl olsun diye durmadan uğraşırlarsa kabın kalayı çıkar ve kaplar sık,sık kalaycıya giderdi. Çünkü o zamanlar kaplarımız bakırdandı.

Yaşlı kadınlar boş oturmaz, evin geçimine katkıda bulunmak için, odun meydanının karşısındaki Dabakçılardan ( Ucuz olduğu için ) Dabak yünü alır, bunu yıkayıp, eğirip ip yaptıktan sonra ,burunları ve ökçeleri pembe veya kırmızı, yüzleri nakışlı çorap örerlerdi. Ördükleri çorapları haftada bir gün Tuzcular Çarşısı ile Çorapçı Han civarına dizilip, dışardan gelen alıcılara satıp, üç,beş lira para kazanırlardı. Bazen de hilebaz alıcıya rastlanırsa sermayeyi ancak kurtarırlardı.

Çünkü komşunun biri gelip bir gün neneme dert yandı. Ben de hesabı yaptım, Maalesef sermayeyi zor kurtarmış.

Nane Şekeri

Okullar tatil olunca, mahallemizin bir şekercisi vardı. İçinde maniler bulunan nane şekerlerini ufak bir seleye doldurur ´´Şekerimin beşi beşe, almıyanın garnı şişe ,vay ne güzel datlı nane ´´ deyip, dolanarak, şeker satar, alıcı yanaşınca da başka maniler söylerdi.

İlkbaharda köylerden madımak ve yemlik gelirdi. Bunlar bazen evdeki eski giyeceklerle takas edilir veya para ile alınırdı. Sonbaharda ise önce tesbih gibi iplere dizilmiş Aluçlar (alıç) gelirdi. Bunları 7-8 yaşındaki kızlar gerdanlık gibi boyunlarına takar, dolanırlardı. Büyüklerimiz aluç´tan 3 taneden fazla yemememiz gerektiğini tembihlerdi. Çünkü 3 aluç´tan fazlasını yiyenlerin midesi bulanırdı.

Eşeklerin sırtında çuvallarla Çördük ( ahlat, yabani armut ) gelirdi. Çördüğün olgunları seçilip, yenilir, diğerlerinin ise ekşi elma gibi turşusu kurulurdu.

Bir de Çerkezler, atlarla çuvallar içinde at sırtında, gürgen kaşık, kepçe ve şimşir kaşık getirirlerdi. Sabaha karşı gelir, yükü bizim avluya yıkar, ata binip hana veya ahbap evlerine giderlerdi. Daha sonra rahmetli babam yahut emmimle gelir, sayar teslim eder, beraber dükkana giderler, orda hesap görülür ya paranın tamamı verilir yahut bir miktar ödeme yapılır, kalanı birkaç ay sonra yine geldiklerinde ödenirdi.

Çok güzel bakımlı atları vardı. Gerçi bazı orman kolcularının da atları vardı amma Çerkezlerin atlarının yanında onlar sütçü beygiri gibi kalırdı. Çoğu zaman topuklarına kadar uzanan siyah  yamçı giyerlerdi. Yaya yürüdükleri zaman o yamçı içinde çok heybetli görünürlerdi . Halk arasında, ´´ Çerkez de bir at, bir yamçı bir de gamçı olursa o kendini bey zanneder ´´derlerdi.

Kalın Sağlıcakla. Geçmiş Ramazanınız kutlu olsun...

Anahtar Kelimeler: 1940, Yıllarda, Sivas, Seyyar, Satıcıları
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BİR ÖĞRETMENİN ESERİ (17 Ağustos 2018 - Cuma)
BUNA DA ŞÜKÜR (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
KELEKLİK ETME ULAN! (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
RÜŞTÜ EMMİNİN VERDİĞİ DERS (12 Mart 2018 - Pazartesi)
ŞEHİRDE İMECE (28 Ocak 2018 - Pazar)
GARA GARA GUŞLARI (19 Aralık 2017 - Salı)
AL AT (24 Ekim 2017 - Salı)
Vah anam, vah! Günlerde nasıl gısalmış… (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
EVVEL ZAMAN İÇİNDE ÇOCUKLUĞUM (21 Nisan 2017 - Cuma)
ODUN PAZARI (01 Mart 2017 - Çarşamba)
SİVASIN ÜÇ GÜZELİ (29 Ocak 2017 - Pazar)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (08 Ocak 2017 - Pazar)
SİVAS´TA GIZ İSTEME (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
BİLMEM HALA SÖYLENİR Mİ? (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
GARİPLER MEZARI (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
SÜREKÇİLER (21 Eylül 2016 - Çarşamba)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (24 Haziran 2016 - Cuma)
Zavallı Mundar (pis) Irmak‏ (26 Mayıs 2016 - Perşembe)
KÜRÜN ( HAMAM KURNASI ) GAPMA‏ (08 Mart 2016 - Salı)
Sivas´ın Parkları ve Paşa Fabrikası (02 Şubat 2016 - Salı)
DATLI SU (12 Ocak 2016 - Salı)
YANDAN ÇARKLI‏ (28 Aralık 2015 - Pazartesi)
CİCİ ANNENİN TALİBİ‏ (30 Kasım 2015 - Pazartesi)
SİVASIN DEĞİRMENLERİ (12 Kasım 2015 - Perşembe)
BACA PİLAVI (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
Yün Çıbığı ( çubuğu) (10 Eylül 2015 - Perşembe)
FESHANE GÜNLERİ (22 Temmuz 2015 - Çarşamba)
MİSAFİRİN KISMETİ (04 Temmuz 2015 - Cumartesi)
SİVAS´IN CAMBAZLARI (29 Haziran 2015 - Pazartesi)
Paşam Uyanık Diye (27 Mayıs 2015 - Çarşamba)
EĞRİLCE (SİVAS DEYİŞİYLE ARİLCE) (05 Mayıs 2015 - Salı)
ERMENİ KOMŞULARIMIZ (21 Nisan 2015 - Salı)
GARLI DAĞLAR (17 Şubat 2015 - Salı)
Attarlar (Sivaslı deyişiyle Ettarlar) (26 Ocak 2015 - Pazartesi)
Bizim Gapgaçcılar (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Tel Helvası (18 Kasım 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Resüller, Nebiler miras bırakmaz, onların bıraktıkları, sadakadır

Hz. Muhammed