Yusuf Kaplan


15 Temmuz rüzgârını diriliş ruhuna dönüştüremezsek...

15 Temmuz rüzgârını diriliş ruhuna dönüştüremezsek...



Millet, 15 Temmuz’da göğsünü tanklara siper etti, ihanet ve işgal saldırısını püskürttü. Destan yazdı; kendini keşfetti; farkını farketti... Benzersiz bir rüzgâr estirdi...
İşte bu rüzgârın kalıcı bir ruha dönüştürülmesi gerekiyor şimdi.
15 Temmuz işgal ve darbe girişimi üzerine yazdığım bir yazımı bir kez daha yeniden yayımlama ihtiyacı duyuyorum özellikle.
KASIRGA, YÖN VE İSTİKAMET
Türkiye, fırtınalı bir denizde ölümcül dalgalarla boğuşuyor bir asırdır... Batı’dan gelen kasırga, zaman zaman “gemi”yi batıracak kadar sert esiyor... Öyle ki, toplum, Batılılar tarafından dışardan teslim alınamıyor; zihnen ve fiilen Batılıların uyduları Batıcılar tarafından içerden teslim alınıyor...
Bu milletin varlık nedenini, bin yıldır tarih yapma irade’sini, tarihî derinliğini ve medeniyet ruhunu oluşturan İslâm, önce tavan’dan devletin, sonra da zamanla taban’dan toplumun hayatından uzaklaştırılıyor...
Ülke hızla seküleştiriliyor; ruhunu, ruh köklerini yitirme tehlikesinin eşiğine sürükleniyor...Fırtına, bazen öylesine sert esiyor ki, toplum, İslâm’ı büsbütün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor...
Ama bu millet, fırtınalara, kasırgalara karşı dalgakıran gibi direniyor... Yarma harekâtları gerçekleştiriyor... 1960’lardan itibaren Necip Fazıl’ın öncülük ettiği Büyük Doğu fikriyatı, Sezai Karakoç’un yılmaz gayretleriyle diriliş tohumlarını ekiyor...
Bu ülke, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, İsmet Özel gibi öncü kuşakların önünü açan hakikat adamları yetiştirmeyi başarıyor... Batılılar tarafından boynumuza tasma olarak geçirilen, Batıcılar tarafından da onyıllarca sopa olarak kullanılan laikçiliğin bütün baskılarına rağmen hem de...
Burada Rahmetli Erbakan Hoca’nın İslâmî şuur sahibi bir nesil yetiştirme çabasını da zikretmem gerekiyor.
Toplum toparlanıyor gibi oluyor... “Toparlanıyor gibi oluyor” diyorum; çünkü bedeli ödenmemiş, hakedilmemiş ve faturası ağır olacak kitlesel / yüzeysel bir Müslümanlaşma patlaması yaşanıyor...
Özetle: Kasırga dindiriliyor, yön bulunuyor ama istikamet yitiriliyor...
SİYASA VE PİYASA, MÜSLÜMANLARI BOZUYOR...
Bu fikrî ve siyasî sürecin sonunda İslâmî kesimler, tam 40 yıl, iktidar’la, para’yla (siyasa’ya ve piyasa’yla) tanışıyor... Konformizme alışıyor, sekülerleşiyor ve İslâmî duyarlıklarını yavaş yavaş yitiriyor...
Siyasa ve piyasa, Müslümanları bozuyor... Cemaatler STKlaşıyor, STKlar siyasa’ya ve piyasa’ya eklemlenerek ruhsuzlaşmaya başlıyor...
AK Parti iktidarı, maddî bakımdan büyük kalkınma hamleleri gerçekleştiriyor ama bu süreçte manevî (eğitim, fikir, kültür, sanat, gençlik ve medya alanındaki) atılımlar ihmal ediliyor...
Tam “nereye sürükleniyoruz böyle?” derken, 15 Temmuz fırtınası patlak veriyor ama bir anda rüzgâra dönüşüyor... Bu “sahipsiz”, çilekeş, asil millet, eşi görülmemiş bir destan yazıyor: Tankların önüne yatıyor, tarihe ruh üflüyor... Kendini keşfediyor...
RÜZGÂR, KALICI BİR RUHA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLECEK Mİ?
İşte bu 15 Temmuz’da esen rüzgârın kalıcı bir ruha dönüştürülmesi gerekiyor... Eğer buradan kalıcı bir ruh üretemezsek, bir süre sonra rüzgârın söneceğini, her şeyi kaybedeceğimizi bilelim.
Arapça’da, rüzgâr, “rîh” demek. “Rîh”, “ruh” kelimesiyle aynı kökten gelen, bizi de aynı “kök”e / gök’e yönelten çok önemli bir kelime.
Rüzgârın esmediğini zannettiğimiz zamanlarda da eser rüzgâr. Rüzgâr, melekût âleminden mülk âlemine diriltici bir aşı yapar: Melekût âleminden süt emen insanlar, rüzgârla yapılan bu aşı’yı, hayat bahşedici bir ruha dönüştürmeyi başarırlar...
15 TEMMUZ RÜZGÂRI, DİRİLTİCİ BİR RUHA NASIL DÖNÜŞTÜRÜLECEK?
15 Temmuz rüzgârının kalıcı bir ruha dönüştürülebilmesinin öncelikli yolu, ülkedeki bütün İslâmî kesimlerin, özellikle de cemaatlerin, siyasa’nın ve piyasa’nın değil, Hakikat’in izini sürme, helâl ve haram ölçülerinden şaşmayan bir yolculuğa çıkmalarından geçiyor...
Bu, siyaseti, siyasî mücadeleyi ve bilinci terketmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Aslâ!
Aksine bu, önceliklerimizi, hakikat’in ölçülerine göre silbaştan yeniden belirlememiz gerektiği anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, araç’larla amaç’ları karıştırmamamız; araçları, amaçların doğrultusunda kullanma çabası ortaya koymamız gerektiği anlamına geliyor...
Türkiye’de kalıcı bir ruh “üretilecekse”, bu ruh, tavan’dan değil taban’dan “üretilecek”...
Cemaatler, siyasetle bağlantılarını koparmadan ama kendilerini öncelikle insan yetiştirme, cemiyet ruhunu ve dinamiklerini güçlendirme, cemiyeti silbaştan yeniden-Müslümanlaştırma çabasına yoğunlaştıracaklar.
Devletten bir şey beklemeyecek, ihale peşinde koşturmayacak cemaatler; devlet, onlardan İslâmî bir gelecek inşa edecek köklü bir şeyler bekleyecek...
İlke ve tarihî tecrübe şu burada: Akşemseddin’leri ve Molla Gurânî’leri olmayan Fatih’lerin kör ve topal kalacağı; yüklerinin çok ağır, işlerininse çok zor olacağı iyi bilinecek...
Vesselâm.
Yeni Şafak Gazetesi 19 Temmuz 2020 tarihli yazımının iktibasıdır.