ÂŞIK VEYSEL´İ VEFATININ 45. YILINDA ANARKEN
Tarih: 22.3.2018 17:46:57 / 1054okunma / 0yorum
Müjgan Üçer

 

                                  

 

 

Âşık Veysel´i Dinlerken

           

          1963 yılında  Sivas´ta göreve başladığım günlerdi. Âşık Veysel´in  geldiği ve deyişlerini okuyacağını öğrenmiştim.  Halk kültürümüzün, gür ve berrak  gözesi,   âşıklık geleneğinin   ustası Veysel´i ilk defa bu programda görmüştüm. Bağrına bastığı sazını çalıyor, söylüyor ve ağlıyordu.  Buluş ve söyleyiş şaheserleri olan "uzun ince bir yoldan", "iki kapılı handan", "sadık yâri kara topraktan"  sonra   Veysel´in sazından ve sözünden havalanan  ünlü Sivas-Şarkışla türkümüze de sıra gelmişti. Çiğdem, sümbül, lale arz-ı endam ettiler. Sıra nevruza gelmişti:     

Nevruz der ki ben nazlıyım

Sarp kayalarda gizliyim

Mavi donlu gök gözlüyüm

Benden âlâ çiçek var mı?

 

          “Aslıma karışıp toprak olunca / Çiçek olur mezarımı süslerim.” diyen  Veysel sadık yâri toprağa 21 Mart  1973  tarihinde  yani  bir Nevruz günü kavuşmuştu.

Erken ilkbaharda çiçekleriyle baharın habercisi olarak havaya, suya, toprağa, çayır çimene, dağa, taşa tüm tabiata selâmını gönderen  nevruza bu adın verilmesi; Nevruz gününe yakın zamanlarda  açan mavi- mor renkli zarif çiçekleri sebebiyledir. (Güneşin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz, Milâdi takvimle 21 Mart, beş bin yıldan beri Orta Asya´dan Kafkaslar´a, Ortadoğu´dan Balkanlar´a, Doğu Avrupa´dan Kuzey Afrika´ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yüzyıllardır kutlanan  bir bahar, toprak bayramı ve tabiat bayramıdır).

          Sivrialan´a Gidiyoruz

          Âşık Veysel´in ölüm yıl dönümünde anma  törenine katılmak üzere, 21  M art 1997 günü  Sivrialan´a gitmiştik. Âşık Veysel´in Kültür Bakanlığı´nca 1980 yılında müze hâline getirilen evini gezmiştik. Köye adını veren Söbelan (Söbe alan)   denilen tepeyi görmüştük (söbe; yumurta biçimi). Köyde  çeşmenin yanında bir kesme taş üzerine bayrağımızın ay ve  yıldızının  kazınmış olduğunu görmemiz o gün için unutamadığım bir hatıraydı.  Abdullah adlı  bir vatan  evladı adını yazmış ve tarihini de (1955)  belirtmişti.   

          Sivrialan´da, törenden sonra  görüştüğüm hanımlara, “Bugün Nevruz, özel bir hazırlık yapar mısınız?" diye sormuştum. Cennet Çal Hanım, “Eskiden Uğut ve Uğut çöreği yapardık, şimdi ise artık uğut yapmıyoruz ama diğer çörek ve böreklerden yapıyoruz” cevabını vermişti. Nasıl yaptıkları soruma Cennet Teyze´nin uğut tarifi şöyleydi: “Buğday ayıklanır, yıkanır, loş bir yerde her gün sulanarak üzeri örtülür ve böylece çimlendirilir (Halkın söyleyişine göre çillendirilir). Yeşeren saplar kesilerek atılır ve bu kökler bir örtüye alınarak kurutulur. Kurutulmuş bu kökler değirmende çekilir ve un hâline getirilir. Bu tatlımsı una su ve yağ katılır ve yapılan hamur iki sac arasında “Uğut Çöreği” pişirilir.” Cennet Teyze, eskiden fırın olmadığı için yakılan odundan elde edilen köz üzerine yufka pişirilen sacın ters konduğunu, bunun içine çörek hamurunu yerleştirdikten sonra üzerinin de bir başka sac ile kapanıp, bu sacın da üzerine kızgın kül örterek çöreği pişirdiklerini,  buna iki sac arasında pişirme denildiğini anlatmış ve artık şeker bol olduğu için uğut yapmadıklarını, Nevruz günlerinde evlerinde bulunan fırınlarda börek ve diğer çörekleri çok kolaylıkla hazırladıklarını söylemişti.

          Uğut, Anadolu´da kimi yörelerimizde uğunt, uhut gibi de söylenebilen ve çimlenmiş buğdaydan elde edilen, kökü Orta Asya´ya dayanan, adı Divân-ı Lugâti´t-Türk´te yer alan eski bir yiyeceğimizdir ki  Sivas´ta uğuta Fadime Ana´nm  Helvası adı da verilirdi.  Çimlendirilen buğdayın köklerinin ezilmesiyle elde edilen  tatlı usâreye un katılarak -artık günümüzde yapılmayan ve  unutulan-   uğut / Fadime Ana´nm  Helvası pişirilirdı.

 

          Âşık Veysel Sivas Öğretmen Okulu´nda

          İsmail Hakkı Acar  (d. 1947. Sivas- Zara)   29 Eylül 2015 tarihinde  Âşık Veysel ile ilgili olarak şu hatırasını anlatmıştı:

          "1961 yılında Sivas İlk Öğretmen Okulu´nda yatılı öğrenci olarak öğrenimime devam ettim. O yıllarda rahmetli Âşık Veysel sık sık okulumuza gelir, birkaç gün kalırdı. Biz yemekhanede toplanırdık ve Âşık Veysel bize eserlerini çalar söylerdi. Öğretmenlerimiz bizden para toplar Âşığa verirlerdi. Diğer günlerde de diğer okullara giderdi ama bizim okulda yatardı. 1963 yılında bir gün yatakhane nöbetçisiydim. Nöbetçi öğretmen beni çağırarak akşam için Âşık Veysel´e revirde yatak hazırlatmamı söyledi. Revire gittiğimde boş yatak olmadığını gördüm ama öğretmenime bir şey söylemedim. Akşam yemeğinden sonra bir grup öğrenci yemekhanede Âşık´la uzun uzun sohbet ettik. Ben her gelişinde Tarsus´ta parasını nasıl çaldırdığını anlatmasın isterdim. O akşam da yine o olayı anlatmasını ve “Kapı kitli, cüzdan cepte, para yok” nakaratlı şiirini okumasını istedim. Bir çoğumuzu sesimizden tanırdı ve bana “İsmail, usanmadın gitti bu şiiri dinlemekten” dedikten sonra bir kere daha söyledi o şiirini. Yatma vakti geldiğinde Âşığı bizim yatakhaneye götürdüm ve benim yatağımı göstererek,  “Veysel Amca burada yatacaksın” dedim. 80 kişinin yattığı yatakhanemizde uzun süre daha sohbet ettikten sonra nöbetçi öğretmenin “Yeter artık, yatın” emrine uyarak yattık."  

          Pamukpınar´da Müzik Dersi

          Ömer Cahit Yıldız (d. 1932 Sivas- Zara),    Âşık Veysel´in Pamukpınar´da müzik derslerine geldiğini ve 1973 yılında   Veysel´i hastanede ziyaretlerini 17 Mayıs 2015 tarihinde şöyle  anlatmıştı:

          "Pamukpınar Köy Enstitüsü 1942 yılında kuruldu. 1944 yılında Pamukpınar Köy Enstitüsü´nde 3. sınıf öğrencisi idim.  Âşık Veysel Müzik dersimize geliyordu.  Her öğrencide bir mandolin vardı.Veysel Sivas türkülerini çalıp söylüyor, müzik öğretmenimiz de mandolinle  eşlik etmemiz için yardımcı oluyordu. Ben nasıl olduysa doğru sesi çıkaramamıştım ki Veysel, ´Biriniz akordu bozuyor, kim ise elini kaldırsın´ dedi.  Elimi kaldırınca yanına çağırdı.  ´Sen, benim Toprak şiirimden bir dörtlük okur musun? dedi. Okudum, beğendi. ´Bir de güzelliğin on´par etmez´den söyle dedi. Onu da söyledim, onu da beğenmişti.

          1973 yılında,  "Veysel hasta ve Sivas Numune Hastanesi´nde yatıyor" haberini aldım.  O  zaman Atatürk İlk Okulu müdürü idim.  Öğretmenlere bahsettim. Katılmak isteyenlerle  ziyarete gittik.  Kapıyı vurdum, içeri girdik. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Bana, ´Siz öğretmen misiniz?´ diye sordu. "Evet diyerek nereden anladınız? dedim. "Sesiniz yabancı gelmedi"  dediğinde,  Pamukpınar´da öğrencisi olduğumu ve müzik dersindeki hatıramı anlattım. Çok duygulandı. "Beni Pamukpınar´a götürdün" dedikten sonra, "Öğretmen fırına benzer,  onda pişmeyen ekmek hamdır" dedi. 

          Âşık Veysel´in  21 Mart  1973 günü vefatını duyduğumda, öğretmenlere haber verdim, bir minibüs tutup, cenaze törenine katılmayı teklif ettim. Böylece köye gittik ve hep birlikte  onun  cenazesine katıldık. Hatırasını taziz ediyor, rahmetle anıyoruz."

Anahtar Kelimeler: VEYSEL, VEFATININ, YILINDA, ANARKEN
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Gazabını yutucu, sır saklayıcı, ayıp örtücü ol?

Hacı Bektaşı Veli