ÂŞIK ŞENLİK´İN LÂTİF ŞAH İLE MİHRİBAN SULTAN HİKÂYESİ (6)
Tarih: 5.8.2019 13:30:29
Doğan Kaya

Gel görem ne hayaldesin

Beni derde salan yârim

İkrarı boş bî-vefasın

İkrarından dönen yârim

Aldı Lâtif Şah:

Vukuf olsun vasfı hâlim

Budur başa gelen yârim

Gark oldum derya ummana

Beni götürdü talan yârim

Aldı Mihriban Sultan:

Baş eğmezim iltimasa

Elim batmış kanlı yasa

Kimler ile geldin bese

Şad-ı Hürrem olan yârim

Aldı Lâtif Şah:

Âşığı hacalet etme

Kaş göz eğip töhmet etme

Kadehi destinde tutma

Saki kimi dolan yârim

Aldı Mihriban Sultan:

Mihriban´ım gam sakisi

Kadehim zehir ağısı

Dalda da canım yağısı

Yüze şirin gülen yârim

Aldı Lâtif Şah:

Letif Şah´ım gam meydanı

Kandırmak olmaz nadanı

Yolunda can sarf edeni

İtibarsız bilen yârim

Bunlar, orada muhabbetine düştüler. Birbirleriyle dertleşip başlarından geçenleri söyleyip ağlaştılar. Tabi Lâtif Şah, Mihriban Sultan´dan ayrılıp gelemiyor hana. Dert bitmiyor, gittikçe koyulaşıyor.

Biz haberi verelim Esmer Sultan´dan…

Feseli Padişahının kızı Esmer Sultan da çok uzun müddet uğraştıktan sonra ihtiyarın gözlerini bir parça açtı. İhtiyar yukarıya doğruldu;

-Sağ ol kızım, bu kadarı yeter. Şah´ım gelir de dünya gözüyle görürsem, bundan sonra ölsem de kasavet değildir, deyip kızı kucaklayıp bağrına bastı.

Yan yana oturdular. İhtiyar serbestledi. Gayrı gözü açıldı. Serbest serbest konuşmaya başladı, konuşuyor. Fakat Feseli Padişahı´nın kızı Esmer Sultan´ın içine bir acı düştü.

-Eyvah felek! Ben, bu oğlanın aslını bilmiyordum, neslini bilmiyordum, bir çift sözüne uydum, yanına düştüm geldim. Şimdi burada, o Mihriban Sultan dediği kızı bulur da alıp babasının memleketine kaçıp giderse, ben bu ihtiyarla burada ne yapacağım Ya Rabbi! Eyvah felek!

İhtiyar şuradan buradan konuşuyor; ama kızın kulağına hiç girmiyor. Boyuna ağlıyordu. İhtiyar tahammül edemedi;

-Kızım niye ağlıyorsun? Kendini zahmete koşuyorsun. Şimdi neredeyse gelir o, dedi.

Esmer Sultan, tahammül edemedi, ağlayarak ihtiyarın ellerinden tuttu. Hasret coşuyla aldı bakalım, orada ne söyledi:

Lele ben bir kan ayaklı zenneyem

Benim ahım Lâtif Şah´a kalmasın

Eğer beni burada koyup giderse

Sağ selâmet memlekete varmasın

 

Yüzü güleç imiş o kalbi kara

Keşke uymayaydım fi´li kara

Niceki düşmüşüm bu ahüzara

Hiç kimseler benim gibi olmasın

 

Ben Esmer Sultan´ım yanarım oda

Elimden günümden düşmüşüm cüda

Sana duam budur hikmet-i Huda

Benim ahım Lâtif şah´a kalmasın

deyip kesti. Esmer Sultan, bu dedikleri bir kâğıda yazıp Koca Lele´ye verdi. Koca Lele;

-Kızım beyimize intizar etme, dedi. O senin bildiğin gibi bir genç değildir. O seni burada bıraksa bile beni bırakmaz. Ben onun babası değildim ya, ağlaya ağlaya gözlerimi kör ettim. Ben deli miydim sanki! Şimdi nerdeyse gelir kızım. Mihriban´la hasretini alamadığı için biraz geç kaldı. O gelir şimdi, dedi.

Koca Lele, kızın verdiği kâğıdı alıp dışarı çıktı, ver elini Mihriban Sultan´ın köşkü. Hırslı hırslı köşke gitti. Mihriban Sultan bunu karşıladı. Baktı ki Koca Lele´nin suratı asık.

-N´oldu Lele, neyin var, dedi.

-Kızım! Derdimi telle söyleyim, dedi.

Aldı bakalım Koca Lele, orada Mihriban Sultana ne söyledi, Mihriban Sultan ona ne cevap verdi?

Aldı Koca Lele:

İfadem var kabul etsen sözümü

Rica için bir minnete gelmişim

Men bilirim zikrullah-ı âlemsin

Hüküm için sadarete gelmişim

Aldı Mihriban Sultan:

Dü zeminde payendazım yoluna

Buyur Lele´m ne ülfete gelmişsin

Her ne desen emr-i ferman senindir

Serim üste muhabbete gelmişsin

Aldı Koca Lele:

Lâtif tora salmış bir mekânsız kuş

Pünhan sırdır senden ederim teftiş

Kerem eyle balam kılma feramuş

Muntazırdır malumata gelmişim

Aldı Mihriban Sultan:

Üreyim yaradır ciğerim pare

Ne talihi körüm ben bahtı kara

Deyin ki düşmesin o ahüzara

Menim için hoş niyete gelmişsin

Aldı Koca Lele:

Mihriban´a kurban Lele´nin canı

Himmet eyle balam lutf u ihsanı

Merhemet sendedir vilâyet-kânı

Müşkülüm var müracata gelmişim

Aldı Mihriban Sultan:

Mihriban Sultan´a eyle kanaat

Korhma Lele´m seni etmen hacalet

Ferman verim benden sana vekâlet

Adaletsin marifete gelmişsin

deyip kestiler. Koca Lele, Esmer Sultan´ın yazdığı kâğıdı Mihriban Sultan´a verdi, odadan çıkıp gitti. O gittikten sonra Mihriban sultan kâğıdı okudu, sanki dünyası değişti. Esmer Sultan Lâtif Şah´a beddua ediyor. Tabi, canı sıkıldı. Bu sırada Lâtif Şah içeri girdi.

-Ne oldu Sultan´ım yüzün niye asık?

Mihriban Sultan hiçbir şey söylemedi. Elindeki kâğıdı Lâtif şah´a uzattı. Lâtif Şah, baktı ki kâğıdı Esmer sultan yazmış. Utandı, Mihriban Sultan´ın yüzüne bakamadı. Bir hoş oldu. Kendini fazla tutamadı, aldı bakalım orada Mihriban Sultan´a ne dedi?

Aldı Lâtif Şah:

Bir zennenin vebalına batmışım

Hiç kimse halimden haberdar değil

Uğrun uğrun ateşine yanarım

Açabilmem denilesi sır değil

Aldı Mihriban Sultan:

O garibi gurbet elden getirdin

Ben de bildim söylediğin şer değil

Açıp gizli sırrın etseydin beyan

Geniş dünya hoş başına dar değil

Aldı Lâtif Şah:

Feseli´nden aldım Esmer Hanım´ı

O kurtardı ceng-i dardan canımı

Emretse cellâda döker kanımı

El götürmem itibarsız yâr değil

Aldı Mihriban Sultan:

Şah babama şimdi name yazarım

Rica eder mabeyini düzerim

Esmer Han´ın kulluğunda gezerim

Bir yiğide iki şikâr ar değil

Aldı Lâtif Şah:

Lâtif´em arzumu yetirdim deme

Nazlı yârdan bize geldi bir name

Şimdiye dek düşmemiştim bu gama

Bundan sora menim derdim bir değil

Aldı Mihriban Sultan:

Budur sana Mihriban´nın deyini

Allah ondurmasın kalbi hayını

Benden ezel tutak onun toyunu

O garibtir menim hâlim zar değil

Lâtif Şah, olup biteni Mihriban Sultan´a anlattı. Ondan izin alıp kaldığı yere geldi. Esmer Han, hâlâ Lâtif şah´ın yolunu gözlüyordu. Sabaha doğru Lâtif Şah geldi. Geldi ki ihtiyarın gözleri açılmış. Daha o gün yatmaya bir mahal kalmadı. Sabaha kadar oturdu, konuştular.

Sabah oldu, divanın açılma saatini biliyorlardı zaten, divan açıldı. Koca Lele dedi ki:

-Şahım sen burada dur, daha babana haber göndermeye lüzum kalmadı. Ben gideyim şu Erciyar Hükümdarı´na senin geldiğini bir anlatayım. Eğer güzellikle düğünümüzü ilân ederse etsin, etmezse haber gönderirim; kılıcını çek oraya gel. Allah ya ona versin, ya bize.

Koca Lele kalktı, belindeki kuşağı çözdü, bastonunu arkasına dayayıp kollarını bastona geçirdi, paltosunun peşleri yellene yellene doğru divana geldi. Divan kapısın vurmadan kapıyı itip içeriye girdi. Erciyâr Hükümdarını selâmlamadan kapının arasındaki duvara dayandı. Erciyâr Hükümdarı, makamında oturuyordu, baktı ki Koca Lele´nin gözleri açılmış. Tabi kör olduğunu biliyordu.

-İhtiyar gözlerini ne yaptın? Gene bir cazılığın var, dedi.

Bir temsil vardır ki; “Yitik bulununca yorgunluk çıkar.” Koca Lele de Lâtif Şah´a kavuştu tabi, sevinçli günü! Tabi kimseden korkacağı da kalmadı. Aşkı coşa gelip de aldı bakalım orada Erciyâr Hükümdarına ne söyledi?

Dinle beni Şah Erciyar

Gönlümün süruru geldi

Geçti şita geldi eyyam

Şimdi ilkbaharım geldi

Dedi ki Erciyâr Hükümdarı:

-Ulan köhne, iki gözün açılmayla ne oldun sanki. “İlkbaharım geldi.” diye kendi kendini methediyorsun geldin burada.

Böyle deyince Koca Lele aldı bir daha:

Sen düşürdün beni derde

Kör eyledin gurbet elde

İntikam sırası bende

Can alıcı Şah´ım geldi

“İntikam sırası bende / Can alıcı şahım geldi.” deyince Erciyâr Hükümdarı şüphelendi. Yukarı doğruldu;

-Emmi kim geldi, diye sordu.

Koca Lele, aldı bir daha:

Koca Lele´m çektim acı

Çoklarından aldım pacı

Söktürecem tahtı tacı

Benim Lâtif Şahım geldi

Erciyâr Hükümdarı ayağa kalkıp ihtiyarın ellerinden tuttu;

-Emmi hakiki mi geldi, dedi.

-Evet Şah´ım, hakiki olarak geldi. Benim hana indi. Senin de beni huzurdan kovduğunu duymuş, buraya geliyordu da ben bir parça önünü aldım. Belki yolda geliyordur şimdi, dedi.

-Emmi, git şunu getir de dünya gözüyle bir göreyim yahu, dedi.

Koca Lele çıkıp doğru hana koştu. Geldi ki Lâtif Şah´la Esmer Sultan oturuyorlar.

-Kalk Şah´ım, dedi. Oturacak zaman değil, işini gördüm. Kılıcını kuşan da gel peşim sıra, dedi.

Lâtif Şah kalktı, kılıcını kalkanını kuşandı. İhtiyar önü sıra, Lâtif şah peşi sıra gelip doğru divandan içeriye girdiler. Erciyâr Hükümdarı selâmlayıp Lâtif Şah, huzura durdu. Erciyâr Hükümdarı ayağa kalkıp Lâtif Şah´ı kucaklayıp bağrına bastı. Gözlerinden öptükten sonra, elinden tutup makamına yanına oturttu.

-Merhaba şehzadem, hoş geldin, dedi.

-Merhaba Şah´ım hoş bulduk.

Dedi ki:

-Oğlum, daha babana habere bir lüzum kalmadı. Ben bu işin böyle olacağını bilseydim, yine babana habere lüzum görmez, düğününü ilân ederdim; fakat ne yapayım mukadderatın böyleymiş. Sen başı belâlı bir çocuksun, daha babana habere lüzum yok. Şimdi düğün için herkesin kendine göre bir istidadı vardır. İstidadının noksanları neyse söyle, ikmal edeyim oğlum. Kızımla düğününü ilân edeceğim, dedi.

Lâtif Şah dedi ki:

-Şah´ım! Bir müsaade ferman buyur, kızın Mihriban Sultan bu huzura kadar bir gelsin. Senin huzurunda benim ona söyleyecek birkaç sözüm var. Sözlerimi söyleyeyim, ondan sonra düğünümüzü ilân et, dedi.

-Peki

Emir ferman buyurdu Padişah. Kızı Mihriban Sultan, divana geldi. Babasının elini öptü, el bağlayıp divana durdu. Lâtif Şah, yönünü kızdan tarafa dönmeyip, yan döndü. Mihriban Sultan´a hiç bakmıyor. Erciyâr Hükümdarı;

-Şehzadem! Kızım işte huzurda, ne söylüyorsan söyle, dedi.

Dedi ki:

-Şah´ım! Ben denizde kayığımı azdırıp ne tarafa gittiğimi bilmiyordum. Gözümü açtım ki bilmediğim bir padişahın huzurunda zincirlerle bağlı ve sedyenin üstünde yatıyordum, dedi. O padişah, bana sordu. Ben de nerde olduğumu bilemediğim için, ifadeyi doğru söyledim. Bu, Feseli Padişahı´ymış, Esfendiyar´ın padişahıymış. İfadeyi doğru verdiğim için, Esfendiyar pehlivanın intikamını almak için, o adam beni cellâda verdi. Hem de hakiki olarak. Cellât da siyaset meydanında beni parçalatma emri verdi. O vakit, kızı Esmer Sultan geldi, beni cellâtların elinden aldı. Ben de o kızı aldım geldim. Şimdi ihtiyarın yanında oturuyor. Kızına söyle. Eğer düğünümüzü ilân ettikten sonra, Feseli Padişahı´nın kızını, üstüne almaya tahammül ediyorsa, düğünümüzü ilân et, dedi. Yok, tahammül edemiyorsa, senin kızın baba ocağında. Ben onu babasının memleketinden aldım, diyar-ı gurbetlere düşürdüm. Senin kızını sen istediğin delikanlıya verirsin. Ben o garibi burada bırakamayacağım. Ben onu alıp babamın memleketine götürür, orada düğümü yapabilirim, dedi.

O zaman Erciyâr Hükümdarı doğruldu kızına;

-Kızım şehzadenin söylediklerini duydun değil mi, dedi.

-Evet, baba duydum, dedi kız.

-Ne diyorsun? Feseli Padişahının kızı Esmer Sultan´ı, üzerine almaya tahammül edebilecek misin, edemeyecek misin? Açık olarak söyle. Sonra vah vuh tüh fayda etmez, dedi.

Dedi ki:

-Baba, olsun. O benim Şah´ımın canını kurtarmış, buraya getirmiş. O almasaymış ölüyormuş. Ona da bir hayrı yok, bana da bir istifadesi yoktu. Şimdi o garip han köşelerinde ağlayıp bî-huzur olurken benim düğünüm olursa, ben bu muradı alamam, dedi. Evvelce onun düğününü et, sonra da benimki olsun, deyip kapıdan çıktı.

Kapıdan çıkınca köşküne gitmedi, doğru ihtiyarın hanına geldi. Feseli Padişahı´nın kızı Esmer Sultan´ı oradan aldı, köşküne götürdü. Cariyelerinin içine getirdi. Erkek elbisesinden çıkarttı bunu. Ziynetli, kız elbiseleri girdirdi. Koca bir padişah kızı, yok değil ya! Süsletti püsletti, ellerini kınalattı, gözlerini sürmeledi, hazırladı.

Feseli Padişahının kızı Esmer Sultan´la Lâtif Şah´ın düğününü ilan etti. Yedi gün yedi gece muhteşem, tarihi bir şah düğünü yaptırdı. Mübarek cuma akşamı gecesi, Esmer Sultan´la Lâtif Şah´ı zifafa koydu. Zifaf odasına girdiler yatağa gelip de yatağa girince, Lâtif Şah kılıcını çekip ikisinin arasına koydu. Esmer Sultan, yüzüne baktı. Yüzüne melülce bakınca, Lâtif Şah dedi ki:

-Hanım! Ben senin Has Bahçe´deyken, ellerim zincirle bağlıyken, sözleştik, sen de kabullendin, beni çözdün. Niye melül bakıyorsun, deyince kız hiç itiraz etmedi. Elleri birbirine değmeyerek sabaha kadar yattılar.

El, elin halini bilmiyor, sabahleyin kalktılar. Sabahleyin kalktılar, bu sefer de kendi kızı Mihriban Sultan´la Lâtif Şah´ın düğününü ilân etti. Yedi gün yedi gece muhteşem, tarihi bir şah düğünü de onlara yaptı. Mübarek cuma akşamı onları da zifafa koydular. Lâtif Şah ondan da muradını almadı. Dedi ki:

-Sizi babamın memleketine götüreyim. Babam anam da düğünümü görsünler. Babam da koskoca Yemen Padişahı. Düğünümü tazeler. Varayım, muradımı babamın memleketinde, alayım, dedi.

Orada üç gün kaldılar. Kimse kimsenin hâlini ne bilsin, herkes zifâf oldular belliyor. Ertesi gün Lâtif Şah, kılıcını kalkanını beline kuşandı, Erciyâr Hükümdarı´nın huzuruna geldi; Devletli Şah´ım! Gayrı bana müsaade buyur. Ben tahammül edemiyorum. Babamı annemi özledim, dedi. Ben Mihriban Sultan´ımı, Esmer Sultan´ımı, Koca Lele´mi alarak babamın memleketine gideceğim.

Dedi ki padişah;

-Oğlum! Bu gün dur da yarın yolcu edeyim sizi, dedi.

Lâtif Şah eve geldi. Hazırlık yapın Yemen´e, babamın memleketine gideceğiz, dedi. Memleketimi çok özledim.

Orada içi coştu, bakalım Mihriban Sultan´a ne dedi?

Aldı Lâtif Şah:

Gönül kuşu vatanını arz eder

Düşmüştür yâdıma sıla sevdiğim

Gurbet kahrı bir od saldı sineme

Yanarak dönerim küle sevdiğim

Aldı Mihriban Sultan:

Dem dem hayallisin divana oğlan

Beni saldın galmagala sevdiğim

Gene de hayala vukuf olmuşsun

Getirme başıma belâ sevdiğim

Aldı Lâtif Şah:

Sıla imiş bu dizimin direği

Cismimin cesette titrer yüreği

Bu yerlerin tuz ekmeği çöreği

Haram olsun bundan böyle sevdiğim

Aldı Mihriban Sultan:

Sen Mecnun´san ben Leyla´da beterim

Her ne desen o sözünü tutarım

Kavim kardaş ahbap eli atarım

Meyil vermem hiç bir kula sevdiğim

Aldı Lâtif Şah:

Lâtif´em arz edem cevabımı kan

Mansur gibi darda kalmıştır bu can

Sen ben, Koca Lele´m bir de Esmer Han

Buyur gidek bizim ele sevdiğim

Aldı Mihriban Sultan:

Mihriban da sene vefalı yârdı(r)

Neyleyim ben bu vatanı bu yurdu

Şah babamdan alak bir alay ordu

Buyur gidek sizin ele sevdiğim

Bunlar böyle deyip, gitmeye karar verdiler. Lâtif Şah´ın seksen tane devesi hazırlanıp divanın önüne geldi. Erciyâr Hükümdarı´nın emir üzerine kırk deve yükü cehiz kendi kızına yükletti, kırk deve yükü de Feseli Padişahının kızı Esmer Sultan´a yükletti. Hecin devesinin üstüne bir keçeba çaktırdı, hanımların ikisi keçebanın içine konuldu. Koca Lele´ye de bir Arap at verdiler. Koca Lele, Arap atın üstüne bindi. Lâtif Şah´ın Benliboz´u hazırlandı, geldi. Lâtif Şah da Beliboz´unun üzerin bindi. Kılıcı kalkanı belinde. Koca Lele, Bozmaya´nın yularından tuttu, heyleyip şehirden çıktı. Lâtif Şah da develerin gerisinde.

Uçaraktan göçerekten, lâle sümbül biçerekten, kahve bütün içerekten, söyleye söyleye aylarca yol gittiler. At ayağı külük olur, âşık dili yüğrük olur. Günlerden bir gün sağ selâmet olarak, gelip babasının memleketi Yemen şehrine vardılar. Babası istikballe bunları karşıladı. Önlerinde davullar çalarak bunlar Yemen şehrine vasıl oldular.

Babası Gamsız Şah şad u hürrem oldu. Aşka geldi, bakalım onlara ne söyledi?

Aldı Gamsız Şah:

Şükür Lele gene gördüm yüzünü

Hasretinden cismim tar u marıdı(r)

Çilem daha arzumanım kalmadı

Hasretiniz şirin canda var idi

Koca Lele, Gamsız Şah´ı cevapsız bırakmadı. Aldı bakalım orada Gamsız Şah´a ne dedi:

Aldı Koca Lele:

Şükür Şah´ım geldim öz mekânıma

Kavim kardaş saf saf olup yürüdü

Çok çekmişim gurbet elin kahrını

Zayıf cismim gurbet elde çürüdü

Aldı Gamsız Şah:

Kurbanım sendeki hoş vefalara

İlaçsız derdime sen ettin çara

Çifte terlanları salmışsın tora

Söyle Lele bu iş nice sır idi

Aldı Koca Lele:

Bu sözlere bir hikâye düzerler

Kalem alıp kâğıtlara yazarlar

Keçabada duran çifte güzeller

Koşasıyla Letif Şah´ın yâridi(r)

Aldı Gamsız Şah:

Sahavetli kulsun itibarın var

Şah mülküne yarar kisb ü kârın var

Gamsız Şah´ım serim üste yerin var

Malımın mülkümün vefadarıdı(r)

Aldı Koca Lele:

Ben Lele´yim derdim çoktur sinede

Söz bent oldu yüz altmış hanede

Tarih bir iki yüz doksan senede

Çıldırlı Şenlik´in yadigârıdı

Orada sarmaş dolaş oldular. Olup biteni Gamsız Şah´a anlattılar. Gamsız Şah, bunlara tekrardan düğün yaptı. Orada sevdikleriyle muradını aldı.

Yiyip içip, askerini alıp, Koca Lele´sini, hanımlarını alıp Elvan Dağı´nın başındaki Altın Bina´ya gelip yine şahlığını ilân etti. Ömrünün nihayetine kadar orada şahlığını devranını sürdü. Tabi fani dünya kimseye baki kalmadığı için, ona da nihayetinde baki kalmayarak üçer gün arayla, evvelce Mihriban Sultan öldü. Onun arkasından Lâtif Şah öldü. Onun arkasından da Feseli Padişahının kızı Esmer Sultan öldü. Herkes gülüp yerlerine gitti. Ben de buraya kadar geldim arkadaşlar.

Anahtar Kelimeler: ŞENLİK, MİHRİBAN, SULTAN, YESİ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
KÖROĞLU´NUN DÖNE HANIM´I KAÇIRMASI KOLU (13 Kasım 2019 - Çarşamba)
KÖROĞLU´NUN DÖNE HANIM´I KAÇIRMASI KOLU (11 Kasım 2019 - Pazartesi)
Güzel Ahmet (8) (01 Kasım 2019 - Cuma)
Güzel Ahmet (7) (31 Ekim 2019 - Perşembe)
GÜZEL AHMET (6) (30 Ekim 2019 - Çarşamba)
GÜZEL AHMET (5) (29 Ekim 2019 - Salı)
GÜZEL AHMET (4) (28 Ekim 2019 - Pazartesi)
GÜZEL AHMET (3) (26 Ekim 2019 - Cumartesi)
GÜZEL AHMET (2) (25 Ekim 2019 - Cuma)
GÜZEL AHMET (1) (24 Ekim 2019 - Perşembe)
ESMEHAN (19) (21 Ekim 2019 - Pazartesi)
ESMEHAN (18) (18 Ekim 2019 - Cuma)
ESMEHAN (17) (17 Ekim 2019 - Perşembe)
ESMEHAN (16) (16 Ekim 2019 - Çarşamba)
ESMEHAN (17) (15 Ekim 2019 - Salı)
ESMEHAN (16) (14 Ekim 2019 - Pazartesi)
ESMEHAN (15) (12 Ekim 2019 - Cumartesi)
ESMEHAN (14) (11 Ekim 2019 - Cuma)
ESMEHAN (13) (10 Ekim 2019 - Perşembe)
ESMEHAN (12) (09 Ekim 2019 - Çarşamba)
ESMEHAN (11) (08 Ekim 2019 - Salı)
ESMEHAN (10) (07 Ekim 2019 - Pazartesi)
ESMEHAN (9) (05 Ekim 2019 - Cumartesi)
ESMEHAN (8) (04 Ekim 2019 - Cuma)
ESMEHAN (7) (03 Ekim 2019 - Perşembe)
ESMEHAN (6) (02 Ekim 2019 - Çarşamba)
HİKAYE ESMEHAN (5) (01 Ekim 2019 - Salı)
HİKAYE ESMEHAN (4) (30 Eylül 2019 - Pazartesi)
HİKAYE ESMEHAN (3) (28 Eylül 2019 - Cumartesi)
ESMEHAN (2) (27 Eylül 2019 - Cuma)
HİKAYE ESMEHAN (1) (26 Eylül 2019 - Perşembe)
Selman Bey ile Turnatel Hanım hikâyesi (08 Nisan 2019 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7665
EURO
6.3586
booked.net
Özünle, gözünle, sözünle işinde ol?

Hacı Bektaşı Veli
1930 yılında keşfedilmesinden 2006 yılında gezegenlikten çıkarıldığı süre zarfında Plüton Güneş´in yörüngesinde turunu henüz tamamlamamıştı. Plüton´un yörüngesini tamamlaması 248 yılı buluyor.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59