Değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesi: Epistemik kölelik ve Tarihselcilik sefâleti (2)
Tarih: 1.1.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Tarihselcilik, Almanya´nın darmadağınık olduğu bir zaman diliminde bir Alman ruhu icat ederek Almanya´yı toparlamak amacıyla doğdu, esas itibariyle.
Farklı kültürlere, dillere kapı aralayan bir arayış olarak.
Zamanla, izafîleştirici, her şeyi kayıtlı zamana ve mekâna kilitleyici, dolayısıyla insanı tanrılaştırıcı, tarihi kutsayıcı özellikleri nedeniyle kıyasıya eleştirildi; sonunda, Karl Popper tarafından hurdaya çıkarıldı.
Tarihselciliğin, tarihi mutlaklaştırarak hakikati izafîleştirici özelliğinin, hakikat fikrini inkâr eden izafîleşme biçimlerini mutlaklaştıran postmodern söylemlere kapı araladığını da hatırlatmak isterim.
Dünkü yazımda tarihselciliğin serüvenini özetlemiş ve tarihselciliğin, insanın tanrılaştırılması sürecinin yapı-taşlarını döşediğine dikkat çekmiştim.
Bugünkü yazımda, tarihselciliğin, düşünme faaliyetini nasıl felçleştirdiğini, bu yüzden Batı´da da nasıl kıyasıya tartışıldığını ve hurdaya çıkarıldığını, ayrıca pratikte nasıl büyük felâketlere yol açtığını göstermeye çalışacağım.
DÜŞÜNME ÇABASINI
BİTİREN İKİ ÇIKMAZ
SOKAK: TARİHSELCİLİK
VE POZİTİVİZM
Ama önce tarihselciliğin, felsefî / entelektüel olarak nasıl bir çölleşmeye yol açtığını, Husserl üzerinden giderek gözler önüne sermek isterim.
Husserl, Hegel´in Avrupa´yı sarsılmaz bir şekilde kurayım derken, tarihi kutsayarak aslında Avrupa´yı önce nasıl bir entellektüel felâketin eşiğine sürüklediğini gösterir ve bunun pratikte büyük bir katastrofa yol açacağına dikkat çeker.
Tıpkı Hegel gibi Descartes ve Kant´la hesaplaşan Husserl, modern Batı dünyasında düşünme faaliyetinin sonuna gelindiği uyarısı yapar ve bu felâketin iki ana kaynağı olduğunu söyler: Tarihselcilik ve pozitivizm.
Tarihselcilik, izafîleşmenin temellerini atar; pozitivizm ise, fizik gerçeklikler üzerinden hayatı anlamaya çalışmakla kabul olmayacak bir duaya âmin der.
Tarihselcilik, insanın düşünme çabasını izafîliklere, pozitivizm de fizik gerçekliklere / kabuğa indirgemekle, düşüncenin ve daha da önemlisi düşünme faaliyetinin köküne kibrit suyu çakarlar.
Husserl böyle düşünür ve ömrünü bu çifte çıkmaz sokağı aşmak için geliştirdiği fenomenolojiyi inşa ermeye adar.
DEĞİŞKENLER´İN
SABİTE KATINA
YÜKSELTİLMESİ
FELAKET ÜRETİR
SADECE
İnsanlık tarihine dikkatle baktığımız zaman şu yakıcı ve yıkıcı gerçeği görmekte zorlanmayız: İnsan, her dâim sâbite arayışı içindedir. Sâbitelerini yitirdiği zaman, değişkenleri sâbite katına yükseltmekten çekinmez. Kaçınılmazdır bu: İnsan, sâbitesiz / “omurgasız” ayakta duramaz zira.
Ama insanın, değişkenleri, sâbite katına yükseltmesi, zulümdür: Sadece kendine değil, bütün varlığa yaptığı bir zulümdür bu.
Yalnızca çağımıza bakmamız kâfî bu yakıcı gerçeği görebilmemiz için.
Modernlikle birlikte, insan tanrılaştırıldı. İnsanın tanrılaştırılması, insanın azmanlaşmasına giden kapıları sonuna kadar açtı: Modern insan, yaşayabilmek için araçları, özellikle de güç üreten araçları kutsadı; araçlar insanı köleleştirdi, ruhsuzlaştırdı ve duyarsızlaştırdı.
Modern veya postmodern seküler / pagan insan, Tanrı fikrini yitirdi, kendisini Tanrı´nın yerine yerleştirdi.
Sonuçta tabiatı delik deşik etti; dünyayı talan etti; insanlığı kendisine benzetti: Yeni-barbarlık biçimlerinin zaferi.
Bilim tavan yaptı, insan insanlıkta yerlerde sürünüyor: Bütün bilimsel gelişmeler, dünyaya ve insana tahakküm edecek bir barbarlıkla gerçekleştiriliyor: Kapitalizmin zaferi!
En ileri bilimsel atılımlar, gen teknolojisi, yapay zekâ çalışmaları da dâhil, insana ve dünyaya hâkim olma kaygısıyla geliştiriliyor. Dünyayı ve insanlığı tek bir düğmeye basarak yok edecek “smart” teknolojik silahların geliştirilmesi, güç üreten araçların kutsanması, niceliğin hükümran olması, insanın insanlığını unutması, araçların kölesi olması sonucunu doğuruyor yalnızca: Sekülarizmin zaferi!
KUR´AN´A
UYACAĞIMIZA,
KUR´AN´I KENDİMİZE
UYDURMAK!
Sözün özü: Kur´ân-ı Kerîm´i bura´dan yola çıkarak anlamaya kalkışmak, hem Kur´ân´ın anlam sistematiğini tarumar etmekle hem de İslâm´ın ilim, irfan ve hikmet geleneklerini, yolculuklarını hiçe sayarak çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşen zihnimizle, seküler zihin kalıplarıyla Kur´ân´ı yorumlamaya kalkışmakla, bu da, Kur´ân´ı da, İslâm´ı da tanınamaz hâle getirmekle sonuçlanır.
Bu, kendimizi Kur´ân´a uyduracağımıza, Kur´ân´ı kendimize uydurmamız anlamına gelir; buysa, kelle sayısı kadar Kur´ân´ın ortaya çıkması sonucunu doğurur kaçınılmaz olarak. Müslümanların başına gelebilecek en büyük felâket budur.
Hele de Batı uygarlığının Nietzsche´den itibaren felsefî olarak çöktüğü, başka dinlerin, düşünce geleneklerinin fosilleştirildiği ve dünyanın İslâm´ın şaşmaz hakikatlerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde böyle bir şeye soyunmaya kalkışmak felâketlerin felâketi olur.
Elbette ki, dün yaptığımız gibi bugün ve yarın da, Batı´dan da, başka düşünce geleneklerinden de besleneceğiz. Ama pergelin sâbit ayağını, vahyin hakikatlerine, bu hakikatlerin nasıl anlaşılabileceğini vahyin şaşmaz sâbiteleri ışığında sarih ve vâzıh bir şekilde ortaya koyan İslâm ilim, irfan ve hikmet yolculuklarına basacağız.
Ancak ondan sonradır ki, pergelin hareketli ayağıyla bütün dünyalara, bütün değişkenlere velûd ve münbit bir şekilde açılabilmemiz, bütün dünyalara da, değişkenlere de “ruh üfleyebilmemiz” imkân dâhiline girebilir. Vesselâm.
*
Not: Bu yazının ilk versiyonu, Mostar dergisinin Ağustos 2018 sayısında yayımlandı.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.

Konfüçyus
Atlar bir aya yakın bir süre ayakta kalabilir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59