Bir radikal portresi
Tarih: 29.1.2017 10:34:08 / 314okunma / 0yorum
AKİF EMRE

Gerek entelektüel çevrelerde, gerek sosyal etkinlik alanlarında olsun iri harflerle konuşanlara hep mesafeli olmuşumdur.

Son derece iddialı, keskin, tanımlayıcı, itham edici... kesin cümleler kurarlar.. Muhatabını ikna etmek değil teslim almak üzere konuşurlar. Verdikleri gelecek bilgisi kesin, yaptığı tanımlama tartışmasızdır.

Geleceğe dair öngörüleri bir ortaçağ rahibinden, kahininden izler taşır. Sanki gayb aleminin, bilinemezliklerin şifresi ona bahşedilmiştir. O da, sadece kendisinine sunulan bu keskin bilgiyi kesin inanç haline dönüştürmesini bilir. Zira, kitlelerin kesin inançlılığa meyyal olduğunu erkenden farketmiştir.

Kendisine ait hiç bir tezi yoktur ancak iddiaları vardır. Ortaya attığı iddialarını dile getirirken en küçük yanılma ihtimali bırakmayacak kadar keskin, köşelidir cümleleri. Fikir namına savundukları bir düşüncenin, entellektüel çabanın mahsülü olmaktan çok propagandist bir zihnin ürünüdür.

Keskin iddialı ve ancak inancında kesin değillerdir. İnandıkları, savundukları değil saplantıları varddır. Saplantılarının esiridir.İlkelilik gibi sundukları tavırları aslında saplantılarının esaretidir.

Dostluğunu da karşıtlığını da ilkeleri, fikirleri değil saplantıları belirler. Bu nedenle saplantıları Hakk´ı, hakikati gördüğünde teslim olmasını engeller... Muhalifliğini yahut taraftarlığını sonuna kadar götürür .

Yorumlarında, takındığı tavırlarda, savunmasında ya ak vardır ya siyah...

Herkesi yargılama yetkisini kendinde gören bu keskinlik aslında hakikat körlüğünü gizler. Hakikate hakikat olduğu için değil fanatizmin aleti olduğu oranda değer verebilir.

Hangi fikri, dünya görüşünü, ideali savunuyor olursa olsun aslına bu tiplerin ortak özelliği kendilerine ait bir görüşlerinin olmamasıdır. Bir idolün, bir sloganın fanatiğidirler aslında. Siyasi ya da manevi bir otoritenin gölgesindedirler, o gücün etkisi oranındadır varlıkları...

En yalın bir gerçeği, basit bir ifadeyi bile büyük iddiaya dönüştürür ve hep yüksek sesle dillendirirler. Benzer sonuçları paylaşıyor olsanız bile onun iri iri harflerle kurulmuş cümleleri karşısında siz de şaşkına dönersiniz. Nasıl olup da sizin de paylaştığınız bu görüş, düşünce, taraf, dava, iddianın bu kadar abartılı, geri dönüşü olmayan bir slogana dönüştürülebildiği karşısında hayretler içinde kalırsınız.

Bu tiplerin ortak özellikleri muarızı oldukları düşünce ile aralarında ince bir zar, perde olmasıdır.. Her an o perdeyi delip aynı keskinlikte, şiddetle karşı olduğu yerdiği düşüncenin savunucusu olabilirler. Bu saf değiştirme durumu bir görüş değiştirme, insani bir ikna oluş, artık farklı düşünüyor olmanın tezahürü değildir.

Bir fikrin, davanın, tezin karşısındayken yaptığı saldırıdan aynı şiddette savunmaya geçerken diğer insanlardan ayıran iki özellikleri vardır. Biri, saldırısı gibi savunması, taraftarlığı da çok iddialı ve şiddetlidir. İkincisi, fikir, kanaat, taraf değiştirirken geçmişine dair bir hesaplaşmaya girmez. Bir zamanlar savunduğu fikir ve davranışlarının bundan böyle neden karşısında olduğunun açıklamasını yapmaz, hesap vermekten itina ile kaçarlar. Yapamazlar çünkü kurduğu iri iri harfli cümlelerden, iddialarından hata payı, geriye dönüş alanı bırakmamıştır. Savunması ya da karşıtlığı iman-küfür, sadakat-ihanet- kurtuluş-batış gibi siyah beyaz keskin hükümlerdir.

´En radikal tavırların uzlaşmacı bir yanı vardır.´ Böylesi fanatizmle taraftarlık, hizipçilik, militanlık yapanların ne zaman nereyle uzlaşmaya gideceklerini dikkatle ve de kaygı ile izlemek gerekir. Zira bu uzlaşma gibi görünen evriliş aslında, zıddına dönüşme halidir.

Sanırım beş-altı yıl önceydi. İnsan Yayınları´nın İstiklal Caddesi´ndeki yerinde, kuruluşundan itibaren yayınevinde editör, yayın yönetmeni olarak emeği geçenlerle bir araya gelmiştik. Toplantının evsahipliğini de rahmetli İlhan Akıncı yapıyordu. Geçirdiği rahatsızlığına rağmen gelmişti. Kimler yoktu ki. Seksenlerden ikibinlere uzanan süreçte belli bir düşünce ekseninde yayın, kitap, fikir alanında bir şekilde karkıda bulunan pek çok ismin İnsan Yayınları´ndan yolu geçmişti ne de olsa.

Katılımcıların içinde en dışta kalmasına rağmen tepeden bakan edası dikkat çekiciydi. Artık radikal biçimde o çevreden koptuğunu, üstelik daha radikal bir dille yeni konumunu savunmaktan çekinmiyordu. Bulunduğu meclistekilere Mesihani bir inanmışlıkla adeta diskur geçiyor hatta kendi lisanıyla tehdit ediyordu üstü kapalı.

Bir zamanların herkesi kesen keskinlikte devrimci aydını şimdilerde aynı keskinlikte bir tür mürid olmuştu. Özetle ´siz Müslüman aydınlardan bir şey çıkmaz; ya biat edersiniz ya da helak olursunuz´ demeye getiriyordu. Oysa daha önce de aynı sertlik ve bağlanmışlıkla radikal bir devrimci söyleme sahipti.

Keskinliğin, uzlaşmasız iddialı tavrın sonu yoktu. Gazetelerde itirafçı olmayı seçtiğini okuduğumda saplantılarının esiri olan keskin inançlılık prototipinin hazin sonu diye düşünmekten kendimi alamadım.

Bir davayı, düşünceyi savunmakla saplantılarının esiri olmak farklıdır.

Bir gelecek tasavvuru, hayali olmakla kehanetçi iddialarla insanları aldatmak farklıdır.

İnsanlar yanılır, fikir değiştirebilir yeter ki samimi bir hakikat avcısı olsun.

İtirafçılıkla hakikat avcılığını karıştırmamalı.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İran toplumunun gelecek tahayyülatı (23 Mayıs 2017 - Salı)
PAPA ve Avrupa´nın yön duygusu (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Özgürleştirici efendi modeli (14 Mayıs 2017 - Pazar)
Hindistan´ın dökülen makyajı: Keşmir (04 Mayıs 2017 - Perşembe)
Erguvanlar da yanar (02 Mayıs 2017 - Salı)
Kapitalizmin iğvasına kapılmak (29 Nisan 2017 - Cumartesi)
Ne söylediği önemli (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Bir ‘dil´in açtığı hasar (19 Nisan 2017 - Çarşamba)
Kimyası bozulan insanlık (07 Nisan 2017 - Cuma)
Reklamın sahte gerçekleri (05 Nisan 2017 - Çarşamba)
Batı ile hesaplaşma zamanı mı? (30 Mart 2017 - Perşembe)
Piramitlerin gölgesi (25 Mart 2017 - Cumartesi)
Bir fotoğraf karesinden taşanlar (24 Şubat 2017 - Cuma)
Değişen nedir? (21 Şubat 2017 - Salı)
Seküler çağın sonu (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
Sonlu teorilerin sonu (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
Şehirlerin ahlakı (03 Şubat 2017 - Cuma)
Ayartıcı aydın hazzı (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
Boğaz´dan çıkan Arap Baharı (20 Ocak 2017 - Cuma)
Sistem, avansı geri istiyor (13 Ocak 2017 - Cuma)
Komplo ve umut (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
Amerika neden veto etmedi? (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Parantezi kim, nasıl kapatacak? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Halep öfke hattı (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
En son ne zaman? (04 Aralık 2016 - Pazar)
Yerlilerin işgali (29 Kasım 2016 - Salı)
Amerika´nın dünyaya çevrilen objektifi (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sistemin sinir uçları (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Geleneksel sanat mümkün mü? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
Mahallenin gençlik sınavı (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
Lozan´ın sesi Bağdat´tan gelir (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Filistinlilere -‘apartheid rejimi´ (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
‘Alman vekiller´ kimi temsil ediyor (11 Haziran 2016 - Cumartesi)
Şam ve Ankara´yı yaklaştıran korku (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
Mermerde iz bırakan adam (31 Mayıs 2016 - Salı)
İslamcılık yerel mi, yerli mi? (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
Muhafazakar Makyevelizm (24 Mayıs 2016 - Salı)
Dağa çarpan hakikat gönüllüsü (17 Mayıs 2016 - Salı)
Nil´de zikir çağıltısı (25 Ağustos 2015 - Salı)
“Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Tarih, geçmiş, Ermeni meselesi (21 Nisan 2015 - Salı)
Bir siyasal metafor olarak Lozan (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Yerli olmadan çözüm hayal (27 Mart 2015 - Cuma)
Amerika’nın Netanyahu ile imtihanı (24 Mart 2015 - Salı)
HDP’nin sol ve etnik bagajı (08 Mart 2015 - Pazar)
Bir Özbek masalı (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
Tarihçinin anıları nasıl okunmalı? (10 Şubat 2015 - Salı)
Bir kral öldü diyeler (06 Şubat 2015 - Cuma)
Hak etmek pay kapmak değildir (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Kanın ideolojik debisi (03 Şubat 2015 - Salı)
İhvan şiddet sarmalına girerse... (02 Şubat 2015 - Pazartesi)
İstiklal Mahkemeleri efsanesi (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Avrupa’da Müslümanlar ve sol (29 Ocak 2015 - Perşembe)
Gırnata’da ilk ezan (23 Ocak 2015 - Cuma)
Din ve seküler merhamet (20 Ocak 2015 - Salı)
Öfke derin, fikir vasat (16 Ocak 2015 - Cuma)
‘Fransız kalma’nın dayanılmaz korkusu (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Süreç ve şiddet sarmalı (01 Ocak 2015 - Perşembe)
İki farklı muhalif olma hali (30 Aralık 2014 - Salı)
Ortadoğu`ya “dahil olan” Avrupa (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Noel’in adını koymak (24 Aralık 2014 - Çarşamba)
Rus ‘gazı’na gelmeyelim (20 Aralık 2014 - Cumartesi)
Bölgeye müdahil olmadan dahil edilmek (16 Aralık 2014 - Salı)
Osmanlıca yahut hafıza söküm (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
Alevilik kimin sorunu? (05 Aralık 2014 - Cuma)
Eklemlenmek çürütür (01 Aralık 2014 - Pazartesi)
Havra ve siyasal şizofreni (28 Kasım 2014 - Cuma)
Devlet STK’sı (24 Kasım 2014 - Pazartesi)
Amerika’yı keşfetmenin bedeli (18 Kasım 2014 - Salı)
Müslüman tarihi mi, İslam tarihi mi? (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Türkiye`yi Tunus` parantezine almak (11 Kasım 2014 - Salı)
Kazanan değil kaybeden önemli (10 Kasım 2014 - Pazartesi)
ABD`nin yeni Pearl Harbor`u? (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Değerlerin ikonlaşması (04 Kasım 2014 - Salı)
Ümmet fikri öldü mü? (31 Ekim 2014 - Cuma)
Kobani`den Stalingrad çıkarmak (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (25 Ekim 2014 - Cumartesi)
Bana doğru soruyu sor (24 Ekim 2014 - Cuma)
Ertelenmiş eleştiri öldürür ! (17 Ekim 2014 - Cuma)
Süreç ve iki farklı kırılma alanı (16 Ekim 2014 - Perşembe)
`Ben demiştim` demeden (12 Ekim 2014 - Pazar)
Varoluş hükmünü savunuyorum (09 Ekim 2014 - Perşembe)
`Biden sistemi`nin gücü ve zaafı? (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Kredi kartı kadar itibar (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Baas gerçekleştiremedi ama... (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Neo-oryantalizme IŞİD takviyesi (16 Eylül 2014 - Salı)
Bush`un ve Obama`nın 11 Eylül`ü (12 Eylül 2014 - Cuma)
İŞİD’in sosyolojisi (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Euro İslam (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
NATO`nun temel çelişkisi (09 Eylül 2014 - Salı)
Modern kutsallık (05 Eylül 2014 - Cuma)
Almanlar Balkanlara el atıyor! (02 Eylül 2014 - Salı)
Eskiden de böyle miydi? (01 Eylül 2014 - Pazartesi)
Söylemin sosyal maliyeti (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Devletin Müslümanlıkla imtihanı (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Şehir üstüne güzellemeler (26 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Sen gönlünü beslemeye bak..! Yücelere gidecek, şereflenecek odur."