YAZARLAR

“Betonlaşma zihniyetinden ülkemiz muhakkak kurtarılmalıdır”                                                                                                            

Saadet Partisi Sivas İl Başkanı Mehmet Zahit Tokgöz, hey ay düzenli olarak aylık değerlendirme toplantısın Saadet Parti İl teşkilatı binasında gerçekleştirdi.


Zübeyde DARENDELİ

Tokgöz, aylık değerlendirme toplantısında şunları ifade etti.

“Kıymetli basın mensupları değerli hazirun basın toplantımıza hoş geldiniz. Öncelikle başta Giresun ili ve ilçelerinde meydana gelen selde şehit olan askerlerimiz hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum.  Ne yazık ki Giresun ve ilçelerinde yaşanan sel ve sonrasında ortaya çıkan tablo bütün milletimizi üzdü. Bilmeliyiz ki; bu felaket bir sonuçtur; neyin sonucu? Doğayı betona kurban etmenin sonucu… Şehrin silueti bozuldu diyorlar, eğer siz doğanın siluetini bozarsınız elbette bu felaketlerle karşı karşıya geliriz. Böyle bir felaketle karşı karşıya kalmamak için madde madde önerilerimizi sıralamak istiyorum;

1- Betonlaşma zihniyetinden ülkemiz muhakkak kurtarılmalıdır.

2- İmar izinlerinde çevre faktörü dikkate alınmalı, dere yataklarına bina yapımına izin verilmemelidir.

3- HES’lerin doğaya yaptığı tahribatı gidermek için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Allah bir daha böyle bir felaketle karşılaşmaktan bütün milletimizi korusun.

Adana Kozan Orman Yangını

Adana'nın Kozan ilçesi Kuyubeyi köyünde 23 Ağustos'ta öğle saatlerinde 3 farklı noktada çıkan yangın bölgenin adeta ciğerlerini kül etti.

Yangının kontrol altına alınmış olması tek tesellimiz…

200 hektardan fazla ormanlık alanın tahrip olduğu bu yangından dolayı, başta evleri yanan vatandaşlarımız olmak üzere Kozan halkına en kalbi duygularımla geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

İnşallah bu yaşadığımız son orman yangını olur.

 

 

Karadeniz Doğalgaz Keşfi

Çok yoğun ve çok hızlı değişen gündemimiz, en son sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan, taraflı tarafsız herkes, partimiz ve halkımız için büyük sevinçle karşılanan Karadeniz de bulunan doğal gaz keşfi ile tamamen değişmiştir. Yapılan bu keşfi önemsiyoruz. Bu haberin her seçim öncesi duyurulan sadece seçmeni heyacanlandıran haberlerden olmaması gerektiğini ifade etmek isteriz. İnşallah bu keşiflerin ve sonucunda üretimlerin devamı gelir. Başta Ülkemiz milletimiz ve tüm İslam âlemine hayırlar getirir. Enerjide dışa bağımlığımız azalır. Ülkemizin huzur ve refahına katkı sağlar.

2 Önemli Tarih

Kıymetli basın mensupları…

Bu hafta Anadolu’muzun ve aziz milletimizin tarihine damga vurmuş iki önemli zaferin yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Basın toplantımıza bu iki önemli zaferi yadederek devam etmek istiyorum.

1- Malazgirt Zaferi

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi'nin 949. Yıl dönümün kutluyoruz.

Bu zafer Anadolu’nun tarihinin adeta yeniden yazıldığı, bu toprakların barış ve esenlik yurdu haline geldiği önemli bir dönüm noktasıdır ve Anadolu’nun kapılarının bizlere açılmasıdır.

Anadolu’da bin yıldır hüküm süren kardeşlik iklimi Malazgirt Zaferi ile tesis edilmiştir. Elbette yer yer çatışmalar olmuştur ama zaman içerisinde farklı inançlara sahip topluluklar birada yaşama erdemine kavuşmuşlardır.

Umuyorum ki daha nice bin yıllar bu topraklar, barışın, saadetin, iyinin ve güzelin temsil noktası olacaktır.

Unutulmamalı ki bu zaferde Türkler ve Kürtler aynı inanç ve şevkle birlikte mücadele etmişlerdir.

 

 

 

Bu duygu ve düşüncelerle Malazgirt Zaferi’ni kutluyor, Sultan Alparslan ve mücahitlerini rahmet ve minnetle anıyorum.

2- 30 Ağustos Zafer Bayramı 

İçinde yaşadığımız ülkemiz için çok büyük önem arz eden ikinci zafer ise 30 Ağustos 1922 tarihinde kazanılmıştır.

Bu zafere giden yol 26 Ağustos günü kahraman ordumuzun “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolasını şiar edinerek genel taarruza geçmesi ile başlamış.

Bu zaferle o tarihte yaşanan büyük imkânsızlıklara rağmen, Emperyalizme şiddetli bir tokat indirilmiştir.

Bu zafer kendi içerisinde birçok önemli mana barındırmaktadır.

Bunlardan en önemlisi şüphesiz bir milletin asıl gücünün topunun, tankının olması değil imanlı evlatlarının olduğudur.

Manda ve himayeyi kabul etmeyen, tam bağımsızlık yolunda canını vermeyi göze alan Milli Mücadele kahramanları, Anadolu’da icra edilmeye çalışılan Haçlı Seferini göğüslerinde bu iman ile söndürmüşlerdir.

Umut ediyorum ki; gelecek nesillerimiz Milli Mücadeleyi ve büyük zaferi bu şuur ile hakiki manada anlarlarsa coğrafyamız üzerindeki emperyalist emeller hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, şehitlerimizi ve gazilerimizi şükran ve minnetle anıyorum.

Tarih Üzerinden Kutuplaştırma Tehlikelidir

Burada tarihi olayları anarken bir uyarıyı yapmayı gerekli görüyorum.

Tarihi olayları bir kutuplaştırma aracına dönüştürmek kimseye fayda sağlamaz.

Bu tarih hepimizin tarihidir…             

Malazgirt de bizimdir 30 Ağustos da

 

 

İstanbul’un Fethi de bizimdir 23 Nisan da…

Bu anlayışa ne kadar sahip çıkarsak bu ülkede birlik ve beraberliği o kadar koruyabiliriz.

 

Adalet Zedelendi

Kıymetli basın mensupları…

Adalet mülkün temelidir, mülk ise devlettir. Temeli sağlam olmayan bir devlet ayakta duramaz.

Bugün Türkiye’nin her alanda devasa problemleri var ama en büyük problem adalet mefhumunun bozulmasıdır.

Bir ülke düşünün ki millet adaleti sosyal medya üzerinden sağlamaya çalışsın…

Her gün Twitter’da bir suçlunun yakalanıp ceza alabilmesi için kampanyalar düzenlenir hale geldi. Adeta Twitter adliye koridorlarına döndü…

Çok açık bir şekilde söylemek istiyorum; Bir ülkede adalet sosyal medya üzerinden sağlanmaya çalışılıyorsa o ülkede adalet yok demektir.

Adaletin olmadığı yerde ise zulüm var demektir.                         

Âlimler der ki; "Allah, kafir de olsa adaletli devlete yardım eder,  Mü'min de olsa zalim devlete yardım etmez."

Bu anlayış unutulmamalı yaşanan hukuksuzluklar el birliği ile ortadan kaldırmalıdır.

Adalet iktidarın benim dediğim yapılsın mantığı ile ortaya çıkmaz, muhalefet ve toplum adaletten emin olduğunu açıkça dile getirmedikçe o ülkede adaletin var olduğunu söylemek mümkün değildir.

Venezüella’dan Altın Getiremediler Peynir Getiriyorlar…

Türkiye’ ye Venezüella’dan sıfır vergi ile peynir ithal edilecekmiş.

Akıllara durgunluk veren bir karar...

Edirne Ezine Peyniri, Kayseri Çömlek Peyniri,

Konya Küflü Peynir, Diyarbakır Örgülü Peynir,

Van Otlu Peynir, İzmir Tulumu…

Bitti ve şimdi de Venezüella’dan peynir getireceğiz…

Allah akıl fikir versin!

Bir ara Türkiye’ye Venezüella altınlarını getireceğiz diyorlardı.

Beceremeyince sıfır vergi ile Venezüella peyniri getirmeye kalktılar.

Tarımı hayvancılığı her alanda öldüren; hayvan ithal eden, buğday ithal eden bu iktidar şimdi de peynir üreticisini öldürmenin yolunu arıyor.

Bunun altında mutlaka bir bit yeniği vardır! Böyle bir politika olamaz ve asla kabul etmiyoruz.

İstanbul Sözleşmesi

Haber kanallarında gündemdeki diğer bir konu ise İstanbul sözleşmesi. Hatırlayacağınız üzere HDP dahil meclisteki tüm partilerin büyük bir coşku ve işbirliği ile  AB uyum yasaları çerçevesinde oluşturulmuş adına yıllarca İslamın başkenti olan İstanbul Sözleşmesi denilmişti. Burada öncelikle belirtmek isterim ki kadına yönelik her suçun ve aşağılamanın karşısındayız. Biz “cennet anaların ayağı altındadır” hadisi şerifinin asla unutulmaması gerektiğini iyi biliriz. Eğer kadına yönelik bir suç olacaksa elbette derhal adaletin tesis edilmesi ve suçlunun hak ettiği cezayı alması taraftarıyız ve bundan daha önce bu suçların hiç işlenememesi için çözümlerin bulunmasını isteriz. Bu düşüncelerimiz inanıyoruz ki toplumun her kesimi ile ortaktır. Ancak bu düşüncelerimize İstanbul Sözleşmesi çare olamamaktadır. Çare olamadığı gibi içerisinde pekte anlaşılmaz vaziyette aile yapımızı bozabilecek, ailenin kolay dağılmasına vesile olacak adımlar vardır. Aynı zamanda cinsiyet kavramları kurcalanmakta ve bir hastalık olduğu bilinen ve lanetlenmiş eşcinsellik durumları sıradanlaştırılmaya vesile olmaktadır. Biz kadını sonuna kadar korumak isterken aynı zamanda ailelerimizin kolaylıkla dağılmasını da önlemeli, inanışımızın ahlakımızın da korunmasını sağlamalıyız. Geçtiğimiz süreçte bu sözleşmenin toplumdaki travmayı artırdığını ve kadına şiddeti yeterince önlemediği de ortadadır. Bu sebeplerden dolayı bu konuda yeni düzenlemelerin milli değerlerimize uygun şekilde yapılmasını arzu ediyoruz.

ABD Bizim Dostumuz Değil

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de Joe Bıden’ın aylar önce yapmış olduğu bir konuşma gündeme geldi. Bunu en sert şekilde o gün kınadık bugün de kınıyoruz.

Kimsenin Türkiye’yi müstemleke ülkesi gibi görmeye hakkı yoktur; biz ABD gibi sadece zulme dayalı 200 yıllık devlet değiliz sadece Osmanlı Devleti’nin 600 yıllık tarihi vardır... Bu asla unutulmamalıdır.

Fakat böyle köklü bir geleneğin bugünkü temsilcisi olan ülkemiz maalesef Biden konusunda çok çelişkili bir manzara ile karşı karşıya kalmıştır.

Günler sonra ilk defa konuya değinen Sn. Cumhurbaşkanımız diyor ki;  “Ya dostluğumuz var ya. Oturup konuşmuşluğumuz, çay içmişliğimiz var ya. Böyle bir ifadeyi bizim için nasıl kullanırsın?" diye sitem ediyor.

Geçmişte Trump’ın yazdığı hakaret dolu mektuba bile biz doğru dürüst tavır sergileyemedik. Böyle bir tavır Türkiye’yi mahcup bir duruma düşürür.

Şimdi bunun üzerine Türkiye’de sanki kahramanlık yapıyorlarmış gibi bir politika izliyorlarmış gibi hava oluşturmak akıllara ziyan.

İktidarın yapması gereken ilk iş muhalefeti de kucaklayarak; biz kendi içimizdeki problemleri müzakere edebiliriz ama affedersiniz size halt etmek düşer demek icap ederdi.

Burada iktidarın sanki muhalefet ses çıkarmamış gibi kendisine bir pay çıkarmaya çalışması bunu da eline yüzüne bulaştırması iktidarın affedilebilir bir tavır değil.

Bu ülkenin problemlerinin çözümünde farklı kanaatlerimiz olabilir ama eninde sonunda birbirimizin kardeşiyiz, dostuyuz.

Yanlışlarımızı söylemek hatalarımızı söylemek bizi birbirimizin hasmı yapmaz.

Bunca olay yaşandı, 15 Temmuzları gördük, Irak’ın Suriye’nin hali ortada ama siz hala Amerika’yı dost zannediyorsunuz.

BOP’u bizim faydamıza zannederek eş başkanlığını bile üstleniyoruz. Böyle bir mantık Türkiye’yi hiçbir yere götürmez.

Çünkü bilmeliyiz ki BOP projesi Büyük İsrail Projesi’nin başka bir isimle anılmasından ibarettir.

Türkiye’nin Katar ve İran dışında dostu kalmamıştır, her ülke ile kavgalı bir durumdadır.

Düşünün birbirleri ile barışmayan ABD ve Rusya’yı hem Libya’da hem Suriye’de bizim karşımızda bir araya getirmiştir.

Bu beceriksizliğin açık fotoğrafıdır. Bizim nerede ne hata yaptık demeye ihtiyacımız vardır.

Covid 19 ve Ekonomi

Bir çok Ülkenin aşısını bulduğunu ilan ettiği Covid 19 başta ilimiz olmak üzere ülkemizde de can alamaya devam etmekte hızlı bir şekilde yayılmaya devam etmektedir. İnsanlarımızı Uzmanların önerdiği gibi sosyal mesafe, temizlik ve maske kurallarına uymaya devam etmesini rica ediyorum. Ancak böyle buhranlı dönemlerde her zaman elde tutulmak istenen altının ons bazında fiyatının artmasını anlıyoruz ama tüm dünyada düşen dövizin ülkemizde yükselişine şahitlik ediyoruz. Buda iç piyasada TL cinsinden neredeyse altının karesi ile doğru orantılı artması anlamına gelmektedir. Şöyle bir hatırlayalım TL den 6 sıfır atılınca 150 dolar eden 200 tl şimdi 25-30 dolar etmektedir. Bu açıkça ne kadar fakirleştiğimizi gösterir. Paramız sadece dolar değil çapraz kurlar ile kron, dinar, riyal, hatta kardeş ülke Azerbaycan Manatı altında ezilmiştir ezilemeye devam etmektedir. Bu tamamen üretim ekonomisi olamayan, bankacıların tabiri ile krediye takla attıran tüketim ekonomisine dönmüş, ithalata dayalı ihracat yapan ülkemiz gibi ülkelerin temel sorunudur. Gelin üretim seferberliği yapalım. Başta çiftçiyi destekleyelim sonrasında iç piyasayı canlandıracak memur işçi ve emeklinin refahı için çalışalım. Özelleştirme değil Özel sektörün gidemediği yerde fabrika kurmak istemediği yere fabrika kuralım.

 Bu niyetlerle yola çıktığımızda göreceğiz ki aşılmaz sanılan dağlar aşılmış, varılmaz sanılan diyarlara varılmış olacaktır. Hepinizi ve değerli hemşerilerimizi tekraren saygıyla selamlıyorum.” şeklinde konuştu.